Aziz Dağtekin Yazdı
Futbolun bir kuralı vardır:
Top yuvarlaktır.
Siyasetin de bir kuralı var artık:
Para da yuvarlaktır!
Nereden çıktığı belli olmaz.
Bir bakarsınız tribünde…
Bir bakarsınız belediye koridorunda…
Bir bakarsınız ihale dosyasında…
Bir bakarsınız seçim kampanyasında…
Sonra dönüp dolaşıp yine bir tribün liderinin evinden çıkıverir!
İnsan ister istemez soruyor:
Bu ülkede futbol siyasete mi bulaştı, siyaset futbola mı bulaştı, yoksa ikisi de “akçeli işler” ligine mi transfer oldu?
Futbolun VAR’ı var, paranın VAR’ı yok!
Futbolda hakem bir pozisyonu göremeyince VAR’a gidiyor.
Siyasette de keşke böyle bir sistem olsa.
Mesela bir belediye başkanı hakkında yolsuzluk iddiası ortaya atıldığında:
“VAR’a gidiyoruz!”
Ekranda beş açı…
Altı kamera…
Yedi bilirkişi…
Sonra hakem:
“Pozisyon temiz!”
Derken başka bir kamera açısı geliyor.
“Bir dakika!”
“Topa değil, paraya bakıyoruz!”
İşte memleketin asıl VAR sistemi belki de burada kurulmalı.
Çünkü son yıllarda spor dünyasında da siyasette de aynı kelimeler dönüp dolaşıp önümüze geliyor:
Para… ihale… bağlantı… organizasyon… menfaat…
Ve tabii ki:
“Benim haberim yok!”
CHP’li belediyelerden mi bulaştı?
Şimdi biri çıkıp sorabilir:
“Aziz Bey, bu işin CHP’li belediyelerle ne ilgisi var?”
Ben de derim ki:
Bilmiyorum!
Zaten mizahın güzelliği burada.
Ortada kesinleşmiş bir bağlantı yoksa kimseye suç isnat edemeyiz.
Ama memleketin siyaset gündeminde belediyeler etrafında dönen yolsuzluk, ihale ve para tartışmalarını görünce insanın aklına ister istemez şu geliyor:
Acaba “akçeli işler” virüsü tribünlerden siyasete mi geçti?
Yoksa tam tersi mi?
Belki de ikisi de aynı AVM’nin farklı mağazalarıdır!
Birinde forma satılıyor…
Ötekinde makam!
Birinde kombine…
Ötekinde ihale!
Birinde taraftar grubu…
Ötekinde siyasi grup!
Sonra herkes birbirine bakıp:
“Benim bu işlerle ilgim yok.” diyor.
Ne güzel memleket!
“Ben tribün lideriyim” deyince hesap sormak yasak mı?
Hayır!
Tribün liderliği bir dokunulmazlık zırhı değildir.
Belediye başkanlığı da değildir.
Milletvekilliği hiç değildir.
Parti yöneticiliği zaten değildir.
Kim olursa olsun…
Elinde olağanüstü bir servet varsa sorulur:
Nereden geldi?
Silah varsa sorulur:
Neden var?
Para varsa sorulur:
Kimin parası?
İhale varsa sorulur:
Kime verildi?
Belediye kasası varsa sorulur:
Para nereye gitti?
Ve bütün bunların cevabı hukuk içinde aranır.
Çünkü hukuk devletinde soyadının, formasının, partisinin, makamının veya tribündeki nüfuzunun bir önemi olmamalı.
Yeni transfer dönemi: Para nereye gidiyor?
Futbolda transfer sezonu açıldı.
Kulüpler futbolcu arıyor.
Menajerler oyuncu arıyor.
Taraftar yıldız bekliyor.
Siyaset ise başka bir transfer piyasasına sahip:
İddialar transfer oluyor!
Bugün belediyede…
Yarın kulüpte…
Öbür gün tribünde…
Sonra sosyal medyada…
Bir bakıyorsunuz aynı kelimeler dönüp dolaşıyor.
Akçeli işler!
Fakat burada önemli bir ayrım var.
Her para suç değildir.
Her zenginlik suç değildir.
Her belediye başkanı hırsız değildir.
Her taraftar lideri de suçlu değildir.
Her iddia da gerçek değildir.
Ama…
Şüpheli bir para hareketi varsa, hesabı sorulmalıdır.
Hem de kimin yakını olduğuna bakılmadan.
Asıl kirlenen forma değil, sistem!
Futbol formasının üzerine reklam alabilirsiniz.
Siyasetçinin billboarduna reklam koyabilirsiniz.
Belediyenin duvarına slogan yazabilirsiniz.
Ama bir şeyi temiz tutmak zorundasınız:
Sistemi!
Çünkü spor siyasete fazla yaklaşırsa tribünler kirlenir.
Siyaset parayla fazla iç içe girerse sandık kirlenir.
İhale sistemi kirlenirse devlet zarar görür.
Kulüp yönetimi kirlenirse taraftar zarar görür.
Sonunda da vatandaşın cebinden çıkan para, başkasının kasasına girer.
Sonra herkes birbirine:
“Bizim çocuklar yapmaz.” der.
Memlekette en çok kullanılan siyasi savunma mekanizması da budur zaten:
“Bizim çocuklar yapmaz.”
Yapar mı?
Yapmaz mı?
Bunu slogan değil, belge söyler.
“Akçeli işler ligi” kurulursa şampiyon kim olur?
İşte asıl mesele burada.
Türkiye’nin artık yeni bir lige ihtiyacı yok.
Futbol ligimiz var.
Basketbol ligimiz var.
Voleybol ligimiz var.
Bir de görünmez bir lig oluşmasın:
Akçeli İşler Ligi!
Bu ligde forma yok.
Ama para var.
Tribün yok.
Ama taraftar var.
Hakem yok.
Ama soruşturma var.
VAR yok.
Ama MASAK var.
Ve en önemlisi…
Kupayı kimin kaldıracağı belli değil!
Çünkü bu ligin şampiyonunu taraftar değil, hukuk belirlemeli.
Son söz olarak;
Bir tribün liderinin evinden para çıkmış olabilir.
Bir belediye başkanı hakkında yolsuzluk iddiası olabilir.
Bir kulüp yöneticisi hakkında şaibeler konuşulabilir.
Bir siyasetçinin adı bir dosyada geçebilir.
Bunların hiçbirisi tek başına hüküm değildir.
Ama hepsi araştırılması gereken soru işaretleridir.
Benim derdim de zaten kişiler değil.
Sistem!
Çünkü bu memlekette artık insanın aklına şu soru geliyor:
Spor siyasete bulaştıysa, siyaset spora bulaştıysa, bari paranın hangi formayla sahaya çıktığını bilelim!
Ve son düdük çaldığında…
Hakem kim olursa olsun…
Hesabı hukuk sorsun.
Çünkü tribünün sloganı değişebilir.
Partinin sloganı değişebilir.
Forma değişebilir.
Başkan değişebilir.
Ama milletin parası…
Milletin parasıdır.
Gerisi?
Gerisi gerçekten de…
Ultra Akçeli İşler!
Netinternet Haber İnternet Haberciliğinin Doğru Adresi