Aziz Dağtekin Yazdı
“Zemheri ayını nisan mı sandın?
Ölüm selasını ezan mı sandın?
İnsan sıfatında ne yılanlar var;
Her yüze güler insan mı sandın?”
Bazı sözler vardır, insanın kulağına değil, doğrudan vicdanına çarpar. Birkaç mısraya koca bir ömrün tecrübesini, ihanetin soğuk yüzünü ve insanı insandan korumak zorunda bırakan hayat derslerini sığdırır.
Bu dizeler de öyle…
Ama bizim memlekette mesele zemheriyi nisan sanmakla bitmiyor ki azizim. Bizim insanımız, kutup ayısının kürkünü “yerli malı yün kazak” zannedecek kadar saflıkla kurnazlığı harmanlamış bir ırk.
Baksanıza ortalık “Ben senin iyiliğini düşünüyorum” diyen, cebinde akrep, dilinde bal, sırtında kiralık hançerle gezen tiplerden geçilmiyor.
Hani şu televizyonlarda sabah akşam adaletten, adamlıktan, vatan sevgisinden bahsedenler var ya? İşte onlar stüdyodan çıkıp otoparka yürürken kapıcının selamını almazlar ama akşam masada “Canım dostum” diye kadeh tokuştururlar. Yüzde yüz samimiyet! Gülüşünden zehir damlıyor ama adam öyle bir sırıtiyor ki, insan “Acaba diş macununu mu değiştirdi?” diye kuşkulanıyor.
Bizim toplumun kronik hastalığı bu! Ses tonu kalınsa “otorite”, şık giyiniyorsa “beyefendi”, iki cümle edebi kelam ediyorsa “entelektüel” sanıyoruz. Adam kürsüye çıkıp “Vatan, millet, sakarya!” diye öyle bir tirat atıyor ki, evde kedisi olanlar bile kürsüye mama yollayası geliyor. Aradan üç gün geçiyor, aynı adam ihaleyi kaybedince devlete “zalim” diyor. Hani nisan ayı nerede kaldı, ortalık tam Sibirya ayazı!
Bir de şu “gizli kin” sahipleri var. İnsan suretinde dolaşıp aslında kobra yılanından seri üretim olanlar… Sizin başarınıza sizinle beraber ağlarlar (gözyaşı değil, sevinçten değil, içten gelen bir kuduzluktan tabii). Siz terfi alırsınız, adam “Hayırlı olsun canım, Allah daha çok aratsın” der ama iç sesinden “İnşallah masanda koronavirüs türer” diye tutanak tutuyordur.
Neden biliyor musunuz?
Çünkü bizim milletin gözünde “başkasına kötülük yapmak” büyük efor gerektirir; ama “dost görünüp arkadan kuyu kazmak” artık bir kentsel dönüşüm projesine döndü, herkes ruhsatlı müteahhit gibi çalışıyor.
Sonra ne oluyor?
Perde açılıyor. Hayat size o “şoke eden” fragmanı gösteriyor. Ve siz kalıyorsunuz ortada: “Acaba ben mi yanlış anladım, yoksa bu adam cidden üçkağıtçı mı?”
Hüküm net: Her gülen dost değil. Her şık giyinen güvenilir değil. Her “canım” diyen can ciğer değil.
Ama işin en trajikomik tarafı ne, biliyor musunuz?
Bu kadar yılanın, bu kadar sahte tebessümün arasında insanın en büyük tehlikesi, onlara benzemekten korkarken kendi vicdanını da ziyan etmesi.
Yılanı tanıyalım da, delirip kendimiz tıslayarak gezmeyelim ortalıkta.
Neticede; maskeler düşer, makyaj akar, gerçek karakter kalır.
Siz siz olun, zemheride dışarı çıkarken paltoyu giyin ama “Bana kimse soğuk yapmaz” diye de ortalıkta t-shirtle gezinmeyin.