Aziz Dağtekin Yazdı
Ne ala memleket!
Önce kazanç… Sonra pişmanlık… Ardından tövbe!
Peki, küçük yatırımcının kaybı ne olacak?
İnsan sormadan edemiyor: Bu ülkede paranın hesabı var da adaletin hesabı yok mu?
Bir fon dosyası üzerinden pişmanlık konuşuluyor. Zararı telafi etmekten, hukuki sonuçlardan söz ediliyor. Elbette bunların hepsi somut olayın koşullarına göre değerlendirilmesi gereken meseleler.
Ama durun bir dakika!
Peki ya borsa?
Hisse alıp yıllarca biriktirdiği parasını yatıran, ekran başında birikiminin eridiğini gören küçük yatırımcı ne olacak?
Her düşüş manipülasyon değildir. Her zarar suç değildir. Bunu biliyoruz.
Ama manipülasyon iddiası varsa araştırılmayacak mı? Şüpheli işlemler varsa incelenmeyecek mi? Kuralları ihlal ettiği kanıtlananlar, kim olursa olsun hesap vermeyecek mi?
Yoksa küçük yatırımcıya yalnızca şu mu söylenecek: Piyasa riski!
Peki ya altın? Ya gümüş?
Kiminin düğün parası, kiminin emeklilik birikimi, kiminin çocuğunun geleceği…
Vatandaş parasını korumaya çalışıyor. Birikimini kaybetmek istemiyor. Tek beklentisi, kuralların herkes için geçerli olması.
Zarar edince küçük yatırımcıya piyasa şartları, kazanç elde edene pişmanlık kapısı mı?
Elbette böyle bir hükmü peşinen veremeyiz. Ama bu soruyu sormaktan da kaçamayız!
Gelelim enflasyona…
Emekliye tasarruf tavsiyesi. İşçiye sabır. Esnafa denetim. Dar gelirliye kemer sıkma…
Peki, piyasa gücünü kötüye kullananlar varsa? Rekabeti bozan uygulamalar varsa? Vergi yükümlülüklerini ihlal edenler varsa?
Onların hesabı da aynı titizlikle soruluyor mu?
Mesele zenginin zengin olması değil. Mesele, hukukun güçlüye başka, güçsüze başka işlememesidir.
Şimdi yeniden başa dönelim.
Tövbe başka, hukuk başka!
Pişmanlık, ilgili mevzuat çerçevesinde hukuki sonuç doğurabilir. Ancak her pişmanlık aklanma değildir. Her dosya kendi delilleriyle değerlendirilmelidir.
Bizim itirazımız da tam burada başlıyor.
Fonlarda hukuki sorumluluk tartışılıyorsa, borsadaki, altındaki ve gümüşteki ciddi usulsüzlük iddiaları da araştırılmalı değil mi?
Kimseyi suçlu ilan etmiyoruz. Kimse hakkında peşin hüküm vermiyoruz.
Sadece soruyoruz.
Küçük yatırımcının kaybı neden bu kadar büyük, sesi neden bu kadar küçük?
Çünkü vatandaş ayrıcalık istemiyor. Kazanç garantisi de istemiyor.
İstediği tek şey var. Adil bir piyasa, tarafsız denetim ve herkese eşit uygulanan hukuk.
Ve son söz.
Bir ülkede küçük yatırımcının her kuruşu risk altındaysa, büyük paraların dolaştığı yerde denetim de en az o kadar güçlü olmalı!
Tövbe vicdanın meselesidir.
Hesap vermek hukukun.
Adalet ise kim olduğuna bakmadan herkese aynı soruyu sorabilmektir.
Peki, bu soruyu sormaya cesaretimiz var mı?
Netinternet Haber İnternet Haberciliğinin Doğru Adresi