Aziz Dağtekin Yazdı
MHP Adana’da 15 ilçe kongresi tamamlandı.
Hayırlı olsun.
Kongrelerin tamamı tek adayla yapılmış.
Bir bakıma huzur var…
Tartışma yok.
Liste savaşı yok.
Kürsü gerilimi yok.
Rakip yok.
Dolayısıyla kaybeden de yok!
Ama durun…
Ya kazanan da yoksa?
İşte asıl soru burada başlıyor.
Çünkü kongre dediğiniz şey sadece bir başkan seçmekten ibaret değildir.
Kongre;
heyecandır,
rekabettir,
fikirlerin yarışmasıdır,
teşkilatın kendisini yenilemesidir,
tabanın sesinin kürsüye yansımasıdır.
Şimdi düşünün…
Bir ilçede kongre yapılıyor.
Aday belli.
Sonuç belli.
Yönetim belli.
Kimin kazanacağı belli.
Hatta kongre başlamadan önce kimin konuşacağı bile belli.
Peki vatandaşın, teşkilat mensubunun, delegelerin heyecanı nerede?
İşte burada ciddi bir mesele ortaya çıkıyor.
Tek adaylı kongreler, partiye huzur getirebilir ama heyecan getirmez.
Oysa siyasi partilerin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri heyecandır.
Çünkü heyecan yoksa hareket azalır.
Hareket azalırsa teşkilatın dinamizmi düşer.
Dinamizm düşünce de siyaset, aynı isimlerin aynı koltuklarda dolaştığı bir kısır döngüye dönüşebilir.
Bunu yalnızca Adana için söylemiyorum.
Türkiye genelindeki kongre anlayışı açısından da tartışılması gereken bir mesele bu.
Çok aday çıkması neden kötü olsun?
Tam tersine…
Bir ilçede üç aday varsa, üç ayrı çalışma ekibi vardır.
Üç ayrı fikir vardır.
Üç ayrı heyecan vardır.
Üç ayrı insan grubunun siyasete katılma isteği vardır.
Delegeler düşünür, tartar, kıyaslar.
Adaylar kendilerini anlatmak zorunda kalır.
Teşkilat mensupları birbirleriyle konuşur.
Kongre gerçekten kongre olur.
Sandık anlam kazanır.
Peki tek aday olduğunda?
Seçim olmaktan çıkıp onaya dönüşme riski taşır.
Kimse kimseyi ikna etmek zorunda kalmaz.
Kimse yeni bir proje ortaya koymak zorunda kalmaz.
Kimse “Ben neden daha iyi yaparım?” sorusunun cevabını vermek zorunda kalmaz.
Çünkü karşısında rakip yoktur.
Rakip yoksa rekabet de yoktur.
Rekabet yoksa gelişim nasıl olacak?
İşte asıl sorulması gereken soru budur.
Elbette burada bir parantez açmak gerekiyor.
Çok aday demek kavga demek değildir.
Çok aday demek bölünmek demek de değildir.
Tam tersine, kurallar doğru işletildiğinde çok adaylı yarış, bir siyasi partinin gücünü gösterir.
Çünkü bir partide ne kadar çok insan “Ben bu görevi daha iyi yapabilirim” diyorsa, orada o kadar fazla siyasi enerji var demektir.
Aday sayısı arttıkça parti küçülmez.
Doğru yönetildiğinde parti büyür.
Asıl tehlike, insanların aday olmaktan korktuğu bir teşkilat yapısının oluşmasıdır.
Çünkü zamanla herkes şunu düşünmeye başlarsa:
“Nasıl olsa aday belli…”
“Nasıl olsa sonuç belli…”
“Nasıl olsa liste belli…”
O zaman kongrelerin teşkilata yeni kan getirme fonksiyonu ortadan kalkar.
Ve ortaya şu tablo çıkar:
Aynı insanlar, aynı görevler, aynı yöntemler, aynı söylemler…
Sonra da dönüp teşkilat neden heyecanını kaybetti diye sorarız.
Olmaz!
Siyaset biraz da cesaret işidir.
Bir insan çıkıp “Ben varım” diyebilmeli.
Kendisini anlatabilmeli.
Delegeden destek isteyebilmeli.
Projelerini ortaya koyabilmeli.
Ve sandıkta kazanırsa başkan olmalı.
Kaybederse de kazananın yanında durabilmeli.
İşte gerçek teşkilatçılık budur.
Bunun adı kavga değildir.
Bunun adı demokratik rekabettir.
MHP gibi köklü bir siyasi hareketin en önemli avantajlarından biri de güçlü teşkilat yapısıdır.
Güçlü teşkilat ise yalnızca kalabalık salonlarla ölçülmez.
Güçlü teşkilat, farklı fikirlerin aynı dava etrafında buluşabilmesiyle ölçülür.
Bu nedenle mesele “Tek aday mı, çok aday mı?” sorusundan daha büyüktür.
Mesele şudur:
Teşkilatlarımızda yeni isimlere, yeni fikirlere, yeni heyecanlara ne kadar alan açıyoruz?
Çünkü çok aday varsa…
Çok çalışma vardır.
Çok fikir vardır.
Çok rekabet vardır.
Çok heyecan vardır.
Ve doğru yönetilirse…
Çok daha büyük bir güç vardır.
Kongre salonunda alkışlanan birlik görüntüsü elbette güzeldir.
Ama siyasi hareketler yalnızca alkışla büyümez.
Bazen biraz tartışmaya,
biraz rekabete,
biraz itiraza,
biraz farklı sese de ihtiyaç vardır.
Çünkü aynı şeyi söyleyen yüz kişinin oluşturduğu sessizlik, farklı fikirleri olan yüz kişinin oluşturduğu hareketlilikten daha güçlü değildir.
Adana kongreleri tamamlandı.
Şimdi asıl sınav başlıyor.
Yeni seçilen başkanlar ve yönetimler, bu tek adaylı kongrelerin ardından teşkilatlara gerçekten yeni bir ruh kazandırabilecek mi?
Yoksa birkaç ay sonra yine aynı isimleri, aynı toplantıları, aynı cümleleri mi duyacağız?
İşte bunu zaman gösterecek.
Ama bir şeyi şimdiden söylemek gerekiyor:
Kongreler sadece başkan seçmek için yapılmaz.
Kongreler teşkilatı yenilemek için yapılır.
Kongreler tabanı ayağa kaldırmak için yapılır.
Kongreler heyecan üretmek için yapılır.
Kongreler yeni isimleri siyasete kazandırmak için yapılır.
Ve en önemlisi…
Kongreler, partinin geleceğini bugünden kurmak için yapılır.
O yüzden…
Tek adaylı kongrelerle “birlik” görüntüsü vermek kolaydır.
Asıl mesele, farklı adayların yarıştığı bir ortamda birliği koruyabilmektir.
İşte siyasi olgunluk da tam burada başlar.
Çünkü güçlü parti, rakibinden korkan parti değildir.
Rakibinin çıkmasına rağmen birlikte yürüyebilen partidir.
Ve unutmayalım!
Ne kadar çok aday, o kadar çok rekabet.
Ne kadar çok rekabet, o kadar çok heyecan.
Ne kadar çok heyecan, o kadar güçlü teşkilat.
Ne kadar güçlü teşkilat, o kadar güçlü siyasi hareket.
Kısacası mesele aday çokluğu değil.
Mesele, teşkilatın içindeki enerjiyi sandığa yansıtabilmek.
Bunu başarabilirsek kongre gerçekten kongre olur.
Başaramazsak…
Sadece isimler değişir.
Koltuklar değişir.
Ama döngü değişmez.
Netinternet Haber İnternet Haberciliğinin Doğru Adresi