AZİZ DAĞTEKİN YAZDI
Suriye’de Türkçe tartışması yeniden gündemde.
“Türkçe seçmeli ders olmaktan çıkarıldı, yerine Fransızca getirildi” yönündeki haberler, ister istemez şu soruyu gündeme taşıyor:
Türkçeden neden korkuyorsunuz?
Bir dil size ne yaptı?
Ne topu var ne tüfeği… Sadece bir milletin kültürünü, tarihini ve hafızasını taşıyor.
O halde mesele gerçekten eğitim mi, yoksa Türkçe üzerinden Türkiye’ye duyulan siyasi rahatsızlık mı?
DÜNÜ UNUTMAYIN
Biraz hafızanızı tazeleyin.
Suriye’de savaş vardı. İnsanlar Esad yönetiminin baskısından, çatışmalardan ve ölüm korkusundan kaçıyordu. Aileler yollara düştü.
O günlerde kapısını kim açtı?
Fransa mı? Avrupa Birliği mi?
Hayır.
Türkiye.
Türkiye sınırını açtı, sofrasını paylaştı, hastanesini ve okulunu açtı. Milyonlarca Suriyeliye yıllarca ev sahipliği yaptı.
Türkiye bunu bir karşılık bekleyerek yapmadı.
Ama iyiliğin karşılığı olmayabilir; nankörlüğün de mazereti olmaz.
Bugün Türkiye’den beklenen minnet değil, sadece biraz vefa.
MESELE TÜRKÇE Mİ, TÜRKİYE Mİ?
Fransızca öğrenilsin. İngilizce öğrenilsin. Dünyanın bütün dilleri öğrenilsin.
Kimsenin itirazı yok.
Ama soru basit, Fransızca olabiliyorsa Türkçe neden olmasın?
Türkmen bir çocuk kendi dilini seçmeli olarak öğrenmek istiyorsa bundan kim rahatsız olabilir?
Türkiye’de eğitim görmüş bir Suriyeli çocuk Türkçesini geliştirmek istiyorsa bunun kime ne zararı var?
Türkçe bir işgal aracı değil.
Bir dildir.
Üstelik bu coğrafyada yüzyılların kültürel hafızasını taşıyan bir dil.
Öyleyse mesele eğitim değilse, açıkça söyleyin:
Mesele Türkiye mi?
AVRUPA’YA ÖZENMEK BAŞKA, AKLINI TESLİM ETMEK BAŞKA
Suriye Avrupa ile ilişki kurabilir. Fransızca öğrenebilir. Avrupa’nın üniversitelerine gidebilir.
Bunların hiçbirine karşı değiliz.
Ama Avrupa’nın her yaptığını “medeniyet”, Türkiye’nin her adımını “çıkar” diye okumak da büyük bir çelişkidir.
Çünkü Avrupa’nın da çıkarları var.
Enerji…
Göç…
Güvenlik…
Ticaret…
Jeopolitik nüfuz…
O halde soralım:
AB’nin çıplaklığını mı örnek alacaksınız, ahlaki çöküşünü mü?
Medeniyet, başkasının dilinden utanmak değildir.
Medeniyet, kendi dilini yaşatırken başkasının diline de saygı gösterebilmektir.
TÜRKİYE MİNNET DEĞİL, VİCDAN BEKLİYOR
Türkiye yaptığı yardımların hesabını tutmadı.
Ama tarih tutulmuş bir defterdir.
Türkiye’nin sınırlarını açtığı da ortada, milyonlarca insanı ağırladığı da…
Bunun üzerine Türkçeyi dışlayan bir anlayış ortaya çıkarsa, elbette sorulur:
Bu nasıl bir vefa anlayışıdır?
Üstelik mesele yalnızca Türkiye de değildir.
Dil üzerinden dışlama, yarın başka bir dilin kapısını da kapatabilir.
Bugün Türkçeye “olmasın” diyen zihniyet, yarın başkasının diline de aynı şeyi söyleyebilir.
TÜRKÇE YAŞAYACAK
Biz Arapçaya karşı değiliz.
Fransızcaya, İngilizceye veya başka bir dile de…
Biz dil düşmanlığına karşıyız.
Bir çocuk istediği dili öğrenebilmeli.
Bir Türkmen kendi dilini yaşatabilmeli.
Türkçe öğrenmek isteyen Türkçe öğrenebilmeli.
Hepsi bu.
Suriye gerçekten yeni bir sayfa açacaksa, bu sayfa dışlamayla değil çoğulculukla yazılmalı.
Türkiye’nin mesajı da açık:
Biz sizden minnet istemiyoruz.
Ama Türkçeden korkmayın.
Çünkü Türkçe sizin düşmanınız değil.
Dün kimin kapısını çaldığınızı unutabilirsiniz.
Dün size kimin kapısını açtığını da…
Ama tarih unutmaz. Vicdan hiç unutmaz.
Fransızca da sizin olsun, İngilizce de…
Türkçe de yaşasın.
Çünkü bir dilin yaşaması, başka bir dilin ölümü değildir.
Netinternet Haber İnternet Haberciliğinin Doğru Adresi