Makas Yetmedi, Kılıç mı Geldi?

Aziz Dağtekin Yazdı


Siyasette bazen bir fotoğraf, sayfalarca açıklamadan daha çok şey anlatır. Hele o fotoğrafta bir genel merkez yöneticisi, partisinin taşradaki il başkanına kılıç hediye ediyorsa…

İnsan ister istemez soruyor: Bu kılıç neyin sembolü?

Bir gönül alma jesti mi? Bir sadakat nişanesi mi? Yoksa siyasetin görünmeyen koridorlarından taşraya gönderilmiş sembolik bir mesaj mı?

Yoksa biz farkında olmadan kılıç devrine mi girdik?

Şimdi yanlış anlaşılmasın. Kılıcın tarihimizde ayrı bir yeri vardır. Cesareti, mücadeleyi, adaleti, hakimiyeti ve gerektiğinde hakkı savunmayı temsil eder. Fakat siyasette her sembolün bir de zamanlaması, muhatabı ve taşıdığı mesaj vardır.

İşte tam da burada durup düşünmek gerekiyor.

Çünkü siyasi geleneklerimizde alışılmış bir tablo vardır: Taşradaki partili, il başkanı, teşkilat mensubu; genel merkeze gider, elinde bir hediye, gönlünde bir beklenti, dilinde memleketinin meseleleriyle kapıyı çalar.

Yani yıllardır hediyeyi taşra götürür, kabul eden merkez olur.

Peki, şimdi ne değişti?

Genel merkez yöneticisi kalkıp taşradaki il başkanına kılıç hediye ediyor!

Bu, sıradan bir hediyeleşme midir, yoksa üzerinde düşünülmesi gereken siyasi bir sembol müdür?

Elbette niyet okumak doğru değil. Ancak siyasette sembollerin de bir dili vardır. Hele ki teşkilatlarda kırgınlıkların, küskünlüklerin ve dışlanmışlık hissinin konuşulduğu bir dönemde böyle bir hediye, ister istemez farklı yorumlara kapı aralar.

Acaba bu kılıç, mücadele etmenin mi, yoksa kesip atmanın mı sembolü?

KESİLE KESİLE KÜSÜLMEYEN PARTİLİ KALDI MI?

Asıl mesele kılıcın kendisi değil.

Asıl mesele, o kılıcın hangi siyasi iklimde hediye edildiğidir.

Partilerde yıllardır emek verenler var. Gecesini gündüzüne katanlar, seçimden seçime değil, her gün teşkilatın yükünü omuzlayanlar var.

Ama bir de görünmeyen başka bir gerçek var: Kırgınlıklar…

Kimi görevden alınırken kırılıyor, kimi görmezden gelinirken… Kimi yıllarca emek verdiği kapının dışında bırakılırken, kimi de bir telefonla bütün siyasi geçmişinin üzeri çizilirken…

Kese kese, biç(e) biç(e), budaya budaya geriye kaç kişi kaldı?

Siyaset bir gönül kazanma sanatı mı, yoksa elindeki makasla teşkilatı budama yarışı mı?

Bir partinin en büyük gücü, genel merkez binasının ihtişamı değildir. O binaya ruh veren, Anadolu’nun dört bir yanında yağmurda, çamurda, seçim meydanlarında çalışan insanlardır.

Taşrayı küstürürseniz merkezde alkışlayanların sesi bir süre sonra size yetmez.

Çünkü seçim kazanmak yalnızca kürsüde konuşmakla olmaz. Sandığa giden yol, teşkilatın gönlünden geçer.

KILIÇ HEDİYE ETMEK KOLAY, GÖNÜL KAZANMAK ZOR!

Şimdi soralım:

Bir il başkanına kılıç hediye etmek yerine, o il başkanının sorunlarını dinlemek daha anlamlı olmaz mıydı?

Teşkilatın taleplerini karşılamak, emek verenlerin hakkını teslim etmek, küskünleri yeniden kazanmak daha büyük bir siyasi jest değil midir?

Kılıç duvara asılır.

Ama kırılan gönül duvara asılmaz!

Üstelik siyasette kılıcın iki tarafı vardır. Bir tarafı düşmana, diğer tarafı sahibine döner derler.

Bu yüzden kılıç hediye edenlerin de kılıcın tarihini ve sembolik ağırlığını iyi düşünmesi gerekir.

Kim bilir, belki de verilen mesaj sadece mücadele azmidir. Belki de bu hediye, tarihî bir hatıradan ibarettir.

Ama kamuoyunun sormaya hakkı var:

Partide yeni bir fetih dönemi mi başlıyor, yoksa teşkilatın gönül coğrafyası çoktan kaybedildi mi?

GENEL MERKEZ KILIÇ DAĞITACAĞINA GÖNÜL DAĞITSIN!

Siyaset, kılıçla değil, sözle; korkuyla değil, güvenle; talimatla değil, samimiyetle yürür.

Taşradaki il başkanı, genel merkezin emir eri değildir. O, partinin sahadaki temsilcisidir. Onun itibarı, teşkilatın itibarıdır.

Genel merkez yöneticileri şunu unutmamalı!

Bir teşkilatı ayakta tutan, duvarına asılan kılıç değil, mensuplarının yüreğinde taşıdığı aidiyettir.

Bugün bir il başkanına kılıç hediye edebilirsiniz. Yarın başka birine hançer, öbür gün bir başkasına kalkan…

Ama kırılan güveni hangi hediyeyle tamir edeceksiniz?

Siyasette asıl maharet, insanları kesip biçmek değil, farklı fikirleri aynı çatı altında tutabilmektir.

Çünkü partilerde kılıçlar çekilirse önce rakipler değil, kardeşler yaralanır.

Ve son söz:

Kılıç devri geri geliyorsa bari önce gönülleri fethedin!

Yok eğer amaç teşkilata mücadele ruhu vermekse, bilin ki taşra zaten yıllardır mücadele ediyor.

Onların yeni bir kılıca değil, hak ettikleri değere ihtiyacı var.

Unutulmasın!

Siyasette en keskin kılıç, kırılmış bir teşkilatın sessizliğidir.

Hakkında Aziz Dağtekin

1960 yılında Elazığ'da doğdu. Öğrenimini İstanbulda tamamlayarak gazetecilik mesleğine 1983 yılında başladı. sırasıyla Hergün, Bulvar, Hürriyet ve Türkiye Gazetelerinde muhabirlik ve yazı işleri kadrolarında görev aldı. Basın sektöründen 2006 yılında emekli oldu. Halen idare yeri Adana olan ve Ulusal yayın yapan Netinternet, Ekonet Haber, Eko İntenet Haber sitelerinde Genel Yayın Yönetmenliği ve ekonomi ile alakalı yazı ve yorumlar yazmaktadır. Gazetecilik mesleği yanısara sigortacılık, pazarlama ve finans sektöründe üst düzey yöneticiliklerde bulundu. Sırasıyla İhlas Barter ve Turk Barter'da franchise ve bölge müdürlüğü görevlerinde yer aldı. 2005 yılında Turk Barter'dan ayrılarak Anadolu Barter'ı kurdu. Halen 13'e yakın şubesiyle faaliyet gösteren Anadolu Barter'ın Yönetim Kurulu Başkalığını yürütmektedir. Evli ve 2 çocuk babası olan Gazeteci-Yazar Aziz Dağtekin halen Basın Konseyi üyesi ve Adana'da Kurulu bulunan Çukurova Güreş Vakfı ile Elazığlılar Kültür ve Dayanışma Derneğinin de kurucu üyesidir.

Göz Atmak İster misiniz?

Avukatlık ücretlerine yeni tarife! Danışmanlık ve icra takip bedelleri belli oldu

Türkiye Barolar Birliği’nin 2026-2027 Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Resmî Gazete’de yayımlandı. Yeni tarifeyle avukatların danışmanlık, …

Bir yanıt yazın