EDİTÖR Yazdı
Siyasetin cilası bazen bir gecede dökülür.
Dün “başkan” diye alkışlanan isim, bugün mahkeme koridorlarında anılır.
Dün belediye kürsüsünden halka seslenen siyasetçi, bugün tutuklama kararının ardından görevden uzaklaştırılır.
Etimesgut’ta yaşanan tam da budur.
Erdal Beşikçioğlu tutuklandı.
Ardından İçişleri Bakanlığı tarafından geçici tedbirle görevden uzaklaştırıldı.
Fakat asıl hikaye bundan sonra başlıyor.
Çünkü mesele artık yalnızca Erdal Beşikçioğlu meselesi değildir.
Mesele;
Belediye nasıl yönetildi?
İhaleler nasıl dağıtıldı?
Kamu kaynakları nasıl kullanıldı?
Kim, hangi kararın altına imza attı?
Ve daha önemlisi:
Bu düzen gerçekten sadece bir kişinin hikayesi mi?
İşte cevaplanması gereken soru budur.
DOSYADAKİ SUÇLAMALAR SIRADAN DEĞİL
İçişleri Bakanlığı açıklamasında soruşturma kapsamında yöneltilen suçlamalar arasında;
suç işlemek amacıyla örgüt kurma, edimin ifasına fesat karıştırma, kamu ihalelerine fesat karıştırma, icbar suretiyle irtikap, zimmet ve rüşvet almak
gibi son derece ağır iddialar bulunuyor.
Tekrar edelim:
Bunlar henüz kesinleşmiş mahkumiyetler değil.
Hukukun temel ilkesi açıktır:
Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar herkes masumdur.
Ama masumiyet karinesi başka şeydir, kamuoyunun hesap sorma hakkı başka.
Kimse “Daha mahkeme bitmedi” diyerek belediyelerin nasıl yönetildiğine dair soruların sorulmasını engelleyemez.
Çünkü belediye başkanının koltuğu kişisel mülk değildir.
O koltuk milletin emanetidir.
CHP’NİN BELEDİYECİLİK SINAVI
Şimdi sıra CHP’de.
Çünkü CHP yıllardır “temiz belediyecilik”, “şeffaf yönetim”, “israfla mücadele” ve “kamu kaynaklarının doğru kullanılması” söylemleriyle seçmenin karşısına çıkıyor.
Peki şimdi ne olacak?
Kendi belediyelerinden birinde bu kadar ağır iddialar gündeme geldiğinde CHP ne yapacak?
Dosyanın üzerine mi gidecek?
Yoksa klasik siyasi refleks devreye girip her soruşturmayı “siyasi operasyon” etiketiyle mi açıklayacak?
İşte CHP için gerçek sınav budur.
Çünkü muhalefetteyken yolsuzluğa karşı çıkmak kolaydır.
Asıl mesele, kendi belediyende iddia ortaya çıktığında aynı hassasiyeti gösterebilmektir.
“BİZİM BELEDİYE” DİYENLER…
Türkiye’nin siyaset hastalığı belli:
“Bizim belediye.”
“Bizim başkan.”
“Bizim ekip.”
“Bizim adam.”
İşte bütün çürüme bazen bu dört kelimenin arkasına saklanıyor:
“Bizim adam.”
Hayır!
Belediye kimsenin adamının değildir.
İhale kimsenin adamının değildir.
Kamu bütçesi kimsenin adamının değildir.
Belediye başkanlığı da kimsenin siyasi mülkü değildir.
Milletin parasıyla yapılan her işlem millet adına denetlenmek zorundadır.
Kim olursa olsun!
CHP’li olsun.
AK Parti’li olsun.
MHP’li olsun.
İYİ Partili olsun.
Bağımsız olsun.
İhale varsa belge konuşacak.
Para varsa hesap sorulacak.
Kamu zararı varsa sorumlusu bulunacak.
İHALELERİN GÖLGESİNDE SİYASET YAPILMAZ
Bir belediyeyi yönetmek, seçim kazanıp makam koltuğuna oturmaktan ibaret değildir.
Asıl mesele o koltuğa oturduktan sonra başlar.
Çünkü belediye başkanı;
milyonlarca liralık bütçeyi yönetir.
İhalelere imza atar.
Taşınmazlarla ilgili kararlar alır.
Ruhsat ve imar süreçlerinin içinde bulunur.
Personel görevlendirir.
Kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin karar mekanizmalarının başında bulunur.
İşte bu nedenle belediye yönetiminde liyakat ve şeffaflık bir tercih değil, zorunluluktur.
Etimesgut dosyasındaki iddiaların gerçek olup olmadığını mahkeme belirleyecek.
Ama kamuoyunun soruları bugün itibarıyla meşrudur:
İhaleler kimlere verildi?
Hangi şartnameler hazırlandı?
Kimler teklif verdi?
Kimler kazandı?
Belediyenin kasasından ne kadar para çıktı?
Kamu zararı oluştu mu?
Varsa bu zararın sorumlusu kim?
Bunlar siyasi sloganlarla geçiştirilecek sorular değildir.
BİR BAŞKAN GİTTİ, SİSTEM DEĞİŞECEK Mİ?
Asıl bomba burada.
Eğer mesele yalnızca bir belediye başkanından ibaretse, sorun kolaydır.
Bir soruşturma yapılır.
Belgeler incelenir.
Suç varsa ceza verilir.
Suç yoksa kişi aklanır.
Peki ya mesele bir yönetim kültürüyse?
Ya sorun sadece bir isim değil, ihale ve kamu yönetimi anlayışıysa?
İşte o zaman bir kişinin görevden uzaklaştırılması yetmez.
Belediyenin bütün karar mekanizmaları mercek altına alınmalıdır.
İhale süreçleri…
Meclis kararları…
Doğrudan teminler…
Kiralama işlemleri…
Taşınmazlar…
İmar uygulamaları…
Kamu harcamaları…
Ve gerektiğinde geçmiş dönem işlemleri…
Hepsi belge üzerinden incelenmelidir.
Çünkü vatandaşın bilmek istediği şudur:
“Benim param nereye gitti?”
SİYASETİN EN KOLAY SIĞINAĞI: “OPERASYON”
Bir belediye başkanı hakkında soruşturma açıldığında siyasi savunma mekanizması hemen çalışıyor:
“Operasyon!”
Peki…
Ya gerçekten suç varsa?
Ya gerçekten kamu zararı oluşmuşsa?
Ya gerçekten ihale süreçlerinde hukuka aykırı işlemler varsa?
O zaman ne diyeceğiz?
“Bizim başkandı, görmezden gelelim” mi?
Hayır!
Tam tersine…
Kendi partilisine karşı daha fazla hesap soracağız.
Çünkü gerçek siyasi ahlak bunu gerektirir.
CHP’YE AÇIK ÇAĞRI
CHP yönetimine buradan açık çağrı:
Eğer gerçekten temiz belediyecilik diyorsanız…
Etimesgut dosyasının üzerine gidin.
Belgeleri isteyin.
İhaleleri inceleyin.
Kamu zararı varsa açıklayın.
Sorumlusu kimse partisinin rozetine bakmadan hesap sorun.
Eğer iddialar asılsızsa onu da belgeleriyle ortaya koyun.
Ama sakın…
“Bizim belediye” kalkanının arkasına saklanmayın.
Çünkü o kalkan bugün bir belediye başkanını korusa bile yarın bütün partiyi yaralayabilir.
VE ŞİMDİ GÖZLER ETİMESGUT’TA
Erdal Beşikçioğlu’nun tutuklanması ve görevden uzaklaştırılmasıyla birlikte yeni bir dönem başladı.
Şimdi merak edilen yalnızca belediyeyi kimin yöneteceği değil.
Soruşturmanın nereye kadar uzanacağı.
Başka isimler var mı?
Başka işlemler incelenecek mi?
Yeni belgeler çıkacak mı?
Yeni sorumlular gündeme gelecek mi?
Yoksa dosya yalnızca mevcut suçlamalarla mı sınırlı kalacak?
Bunu zaman gösterecek.
Ama gazeteciliğin görevi belli:
Ne mahkeme yerine geçmek…
Ne savcılık yapmak…
Ne de siyasi amigoluğa soyunmak.
Belgeyi bulmak.
Soruyu sormak.
Paranın izini sürmek.
Kamuoyunun hakkını savunmak.
KOLTUKLAR GEÇİCİ, İMZALAR KALICI
Siyasetçilerin unutmaması gereken bir gerçek var:
Koltuk geçici.
Makam geçici.
Şöhret geçici.
Parti görevi geçici.
Seçim sonucu geçici.
Ama atılan imza kalıcıdır.
İhale dosyası kalıcıdır.
Kamu harcaması kalıcıdır.
Devlet kayıtları kalıcıdır.
Ve hesap günü geldiğinde kimsenin siyasi etiketi onu hukukun dışında tutmaz.
Etimesgut’ta bugün yaşananları sadece “Beşikçioğlu tutuklandı” başlığıyla okumak büyük resmi kaçırmaktır.
Asıl mesele şudur:
Türkiye’de belediyeler gerçekten milletin emaneti olarak mı yönetiliyor, yoksa siyasi ve ekonomik çevrelerin paylaşım alanına mı dönüşüyor?
İşte bu sorunun cevabı, Etimesgut dosyasından çok daha büyüktür.
Ve eğer soruşturma derinleşirse…
Etimesgut’ta bugün açılan dosya, yarın başka belediyelerin kapısını da çalabilir.
O zaman kimse şaşırmasın.
Çünkü kamu parasının hesabı siyasi takvimle değil, hukukun takvimiyle sorulur.
Koltuk devrilir.
İsim değişir.
Parti değişir.
Ama milletin parası değişmez.
O para milletindir.
Ve millet, artık sadece başkan seçmek değil…
Hesap sorabilen bir yönetim görmek istiyor.
Gerisi?
Siyasetin gürültüsüdür.
Netinternet Haber İnternet Haberciliğinin Doğru Adresi