Aziz Dağtekin yazdı
Bir gün…
“ÖTV’yi sıfırladık” deniliyor.
Ertesi gün…
“Motorine 8,89 lira zam!”
Eee?
Şimdi vatandaş neye sevinecek?
ÖTV’nin sıfırlanmasına mı?
Motorinin yeniden zamlanmasına mı?
Yoksa ikisini birden görünce matematik öğretmenine mi koşacak?
Bu ne biçim lahana turşusu?
Bu ne biçim perhiz?
Bu ne biçim ekonomi yönetimi?
Milletin aklıyla alay etmeyin!
Çünkü vatandaş artık hesap makinesini market arabasının yanında taşıyor.
……………
Bakın rakam çok basit.
ÖTV indiriminin motorinde pompa fiyatına yansıyan karşılığı yaklaşık 9,29 lira olarak konuşuluyor.
Ertesi gün motorine 8,89 lira zam geliyor.
Yani teorik indirimin yaklaşık yüzde 96’sı daha vatandaşın cebinde doğru dürüst bir nefes almadan geri gidiyor.
Şimdi bunun adına ne diyeceğiz?
“İndirim yaptık” mı?
Yaptınız.
“Zam yapmadık” mı?
Yaptınız.
“Vergiyi azalttık” mı?
Azalttınız.
“Fiyatı düşürdük” mü?
Kağıt üzerinde.
“Vatandaş rahatladı” mı?
Hadi oradan!
Vatandaşın cebine bakın.
Vatandaşın mutfağına bakın.
Kamyoncunun deposuna bakın.
Servis şoförünün mazot hesabına bakın.
Çiftçinin traktörüne bakın.
Nakliyecinin kilometre hesabına bakın.
Esnafın elektrik, kira, personel ve akaryakıt giderine bakın.
Orada “ÖTV sıfırlandı” manşetinin ne kadar yaşadığını görürsünüz.
……………
Asıl mesele şu:
Ekonomide kelime cambazlığıyla refah üretilmez.
“İndirim” deyip ertesi gün fiyatı yeniden yukarı çekerseniz vatandaşın gördüğü tek şey fiyatın yine yükselmesidir.
Vatandaş ekonomiyi basın bültenlerinden öğrenmiyor.
Markette öğreniyor.
Benzin istasyonunda öğreniyor.
Pazarda öğreniyor.
Faturayı öderken öğreniyor.
Kredi kartının asgarisini yatırırken öğreniyor.
Çocuğunun okul masrafını hesaplarken öğreniyor.
Yani vatandaş ekonominin dersini teoriden değil, cebinden görüyor.
……………
Bir de şu meşhur enflasyon meselesi var.
Enflasyonu düşüreceğiz.
Güzel.
Kim istemez?
Ama kardeşim, milletin en temel giderlerinden biri olan akaryakıtı sürekli oynak bir fiyat mekanizmasının içine sokarak hayat pahalılığını nasıl bitireceksiniz?
Motorin zamlanınca sadece motorin zamlanmıyor ki!
Domatesin nakliyesi zamlanıyor.
Ekmekçinin maliyeti etkileniyor.
Marketin lojistiği etkileniyor.
Kargonun maliyeti etkileniyor.
Taksinin hesabı değişiyor.
Otobüsün maliyeti değişiyor.
Üreticinin tarladan fabrikaya taşıma maliyeti değişiyor.
Fabrikanın maliyeti değişiyor.
Sonra dönüp:
“Enflasyon neden düşmüyor?” diye soruyoruz.
Neden düşsün?
Mazotun içinden geçen maliyet, ekonominin her yerine giriyor.
……………
Bir de terminolojiye bayılıyorum.
“Zam” demiyoruz.
“Yukarı yönlü fiyat güncellemesi” diyoruz.
Allah Allah!
Fiyat yukarı gidince “güncelleme” oluyor.
Aşağı gidince “indirim” oluyor.
Vatandaşın maaşı yerinde sayınca onun adı ne oluyor?
“Yatay yönlü gelir stabilizasyonu” mu?
Kiralar artıyor.
“Piyasa koşulları.”
Gıda artıyor.
“Arz-talep dengesi.”
Akaryakıt artıyor.
“Fiyat güncellemesi.”
Vatandaşın alım gücü düşüyor.
“Geçici uyum süreci.”
Bir tek vatandaşın cebindeki para konuşamıyor!
……………
Şunu artık açık açık söyleyelim:
Millet kelime oyunu istemiyor.
Millet gerçek fiyat istiyor.
Gerçek gelir istiyor.
Gerçek alım gücü istiyor.
Gerçek bir hayat pahalılığı mücadelesi istiyor.
Bugün 10 bin liralık motorin alan bir TIR şoförünün hesabı bellidir.
Kaç litre aldı?
Litre başına ne kadar vergi ödedi?
Kaç lirası doğrudan vergiye gitti?
Yarın aynı parayla kaç litre alabilecek?
Bunları bilir.
Çünkü adam ekonomiyi teorik olarak değil, kilometre kilometre yaşıyor.
……………
Şimdi soruyorum:
ÖTV’yi sıfırlayıp ertesi gün o indirimin neredeyse tamamına yakınını fiyat artışıyla geri almak, vatandaşa ne anlatıyor?
“Bakın, size indirim yaptık” mı?
Yoksa, “İndirimin adını size gösterdik, etkisini ise geri aldık” mı?
Eğer ikinciyse…
Bunun adı ekonomi politikası değil, ekonomik illüzyondur.
Ve vatandaş artık illüzyon gösterisi istemiyor.
……………
Enflasyonu manşetlerle değil, maliyetlerle düşürürsünüz.
Hayat pahalılığını kelimelerle değil, vatandaşın satın alma gücünü artırarak bitirirsiniz.
Akaryakıtı bir gün indirip ertesi gün bindirerek değil; öngörülebilir, istikrarlı ve vatandaşın nefes alabileceği bir fiyat yapısı oluşturarak mücadele edersiniz.
Üreticinin maliyetini düşürmeden tüketicinin fiyatını düşüremezsiniz.
Nakliye maliyetini azaltmadan raf fiyatlarını kalıcı biçimde aşağı çekemezsiniz.
Vatandaşın gelirini artırmadan da “alım gücü yükseldi” diyemezsiniz.
……………
Artık şu kelime oyunlarını bırakalım.
“İndirim yaptık.”
“Zam yapmadık.”
“Fiyat güncelledik.”
“Vergiyi azalttık.”
“Enflasyonla mücadele ediyoruz.”
Bunların hepsi kulağa hoş gelebilir.
Ama vatandaşın cebindeki hesap makinesi başka bir şey söylüyorsa…
Siyasetçinin cümlesi değil, vatandaşın hesabı doğrudur.
Çünkü pazarda domatesin kilosu edebiyat dinlemiyor.
Akaryakıt pompası propaganda dinlemiyor.
Kira sözleşmesi açıklama dinlemiyor.
Market kasası basın toplantısı dinlemiyor.
Hepsi parayı istiyor.
……………
O yüzden gelin gerçek gündeme dönelim.
Emeklinin geçim sıkıntısına…
Asgari ücretlinin ay sonunu getirememesine…
Çiftçinin mazotuna…
TIR şoförünün kilometre hesabına…
Esnafın maliyetine…
Gıdanın fiyatına…
Kiranın ateşine…
Gençlerin gelecek kaygısına…
Ve en önemlisi:
Milletin alım gücüne.
Çünkü hayat pahalılığını bitirmenin yolu vatandaşa “indirim yaptık” demek değildir.
Vatandaşın gerçekten daha az ödemesini sağlamaktır.
Gerisi…
Laf-ı güzaf.
……………
Son söz olarak!..
ÖTV’yi sıfırladık diye davul çalıp, ertesi gün motorine 8,89 lira zam getiriyorsanız…
Vatandaş da doğal olarak sorar, “Kardeşim, siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?”
İşte ekonominin en can alıcı sorusu budur.
Ve bu soruya grafiklerle, sloganlarla, kelime oyunlarıyla cevap veremezsiniz.
Cevap pompadadır.
Cevap markettedir.
Cevap vatandaşın cebindedir.
Lütfen artık gerçek gündeme dönün.
Çünkü milletin canı, ekonomik terminolojiyle değil, hayat pahalılığıyla yanıyor. Bilmem anlatabiliyor muyuz?
Netinternet Haber İnternet Haberciliğinin Doğru Adresi