EDİTÖR’DEN
Akaryakıta zam geliyor. Hem de öyle böyle değil…
Motorinin litresine bir gecede 6,59 lira zam yapılıyor. Vatandaş daha bu zammı sindiremeden 4,62 liralık yeni bir artış konuşuluyor.
Depoya giren her litre mazot, vatandaşın cebinden çıkan yeni bir yangın demek.
Şimdi soruyorum:
Fakir fukara ne yapacak? Emekli ne yapacak? Asgari ücretli nasıl geçinecek? Çiftçi tarlasını nasıl sürecek? Esnaf kepengini nasıl açık tutacak?
Akaryakıt artık bir tüketim kalemi değildir. Akaryakıt, hayatın damarına bağlanmış bir maliyettir.
Mazot pahalanır; traktör pahalanır.
Taşıma pahalanır; market pahalanır.
Üretim pahalanır; sofra pahalanır.
Yani depoya giren zam, mutfaktan çıkıyor.
Sonra da dönüp vatandaşa “Neden hayat pahalı?” diye soruluyor.
ÖTV neyin kafası?
Devlet elbette vergi toplar. Kamu hizmetleri vergiyle yürür. Buna kimsenin itirazı yok.
Ama akaryakıt gibi ekonominin tamamını etkileyen bir üründe vergi yükünün sürekli tartışma konusu haline gelmesi, vatandaşın sırtındaki yükü daha da ağırlaştırmıyor mu?
Akaryakıt zamlanınca yalnızca araba yürümez hale gelmiyor; hayat pahalanıyor.
Bir anne markette etikete bakıyor.
Bir emekli pazar filesini küçültüyor.
Bir çiftçi mazot hesabı yapıyor.
Bir esnaf “Bu malı kaça satacağım?” diye düşünüyor.
Bir baba çocuğunun masrafını nasıl karşılayacağını hesaplıyor.
Bütün bunların ortasında vatandaşın önüne bir de yeni akaryakıt zammı geliyor.
Yetmiyor, vergi yükü tartışılıyor.
Yetmiyor, yeni zam beklentisi oluşuyor.
Vatandaşın cebine bir türlü “yeter” denilmiyor.
TÜİK’in rakamı, vatandaşın cebi
Bir tarafta resmi enflasyon rakamları var.
Diğer tarafta pazara çıkan vatandaş var.
Bir tarafta istatistikler var.
Diğer tarafta boşalan cüzdanlar…
TÜİK’in enflasyon hesabı belirli bir yöntem ve tüketim sepeti üzerinden yapılıyor. Ancak vatandaşın günlük hayatında karşılaştığı fiyatlar ile açıklanan oranlar arasındaki fark büyüdükçe doğal olarak şu soru soruluyor:
“Benim hayatımdaki enflasyon neden başka, açıklanan enflasyon neden başka?”
Çünkü vatandaş ekonomiyi tabloyla değil, maaşıyla ölçüyor.
Maaş aynı yerde dururken market fişi büyüyorsa, vatandaşın gördüğü gerçek budur.
Sosyal devlet vatandaşını nefessiz bırakmaz
Sosyal devlet, yalnızca yardım dağıtan devlet değildir.
Sosyal devlet, vatandaşının hayatını sürdürebilmesini gözeten devlettir.
İnsanlar çalışıyor ama geçinemiyorsa…
Emekli yıllarca çalışmasına rağmen ay sonunu getiremiyorsa…
Çiftçi ürettiği ürünün maliyetini karşılamakta zorlanıyorsa…
Asgari ücretli maaşını aldığı gün hesabını yapmaya başlıyorsa…
Burada artık yalnızca ekonomik bir sorun değil, toplumsal bir alarm vardır.
Çünkü geçim sıkıntısı büyüdükçe borç büyür, umutsuzluk büyür, aile içi gerilim büyür. Toplumsal huzurun ekonomik şartlardan bağımsız olduğunu düşünmek mümkün değildir.
Yoksulluk sadece cebi değil, insanın umudunu da tüketir.
Ve umudunu kaybeden toplumların yarınını inşa etmek kolay değildir.
Bugün vatandaşın devletten beklediği lüks değildir.
Biraz nefes…
Biraz huzur…
Çocuğunun ihtiyacını karşılayabilme imkânı…
Ay sonunu borçlanmadan getirebilme umudu…
Çok şey mi istiyor?
Hayır.
İnsan gibi yaşamak istiyor.
O halde artık mesele, “Akaryakıta ne kadar daha zam yapılabilir?” olmamalı.
Mesele,
“Vatandaşın sırtındaki bu yük nasıl hafifletilir?”
olmalı.
Çünkü devletin gücü, vatandaşının cebindeki son parayı almakla ölçülmez.
Asıl güç, vatandaşına nefes aldırabilmektir.
Bugün depoyu doldururken eli titreyen vatandaşı, markette etikete bakıp alışverişinden vazgeçen anneyi, mazot hesabı yapan çiftçiyi, ay sonunu bekleyen emekliyi görmezden gelmeyelim.
Çünkü mesele artık yalnızca akaryakıt değil.
Mesele geçimdir.
Mesele adalettir.
Mesele sosyal devlettir.
Mesele insanın yarına umutla bakabilmesidir.
Ve unutmayalım:
Bir ülkenin gerçek zenginliği, kasasındaki para kadar; vatandaşının sofrasında, cebinde ve yüreğinde taşıdığı umutla ölçülür.
O umut tükenmesin.
Netinternet Haber İnternet Haberciliğinin Doğru Adresi