Aziz DAĞTEKİN Yazdı
“Beden ölür, çürür; cana bakın siz.
Kim kimle yürür, ona bakın siz.
Bırakın dönsün dönme dolaplar;
Hak’tan, hakikatten yana bakın siz.”
Siyasette herkesin bir hesabı olabilir.
Ama davanın hesabı başkadır.
Hele mesele Milliyetçi Hareket Partisi ise…
Burada bir siyasi partiden öte, şehitlerin duasıyla yoğrulmuş, nice bedeller ödenerek bugünlere taşınmış bir hareketten söz ediyoruz.
MHP’nin mayasında makamdan önce dava, çıkarın önünde ahde vefa, kişisel hesabın üzerinde ülke ve millet vardır.
Peki bugün bunların hepsi aynı yerde mi duruyor?
Asıl soru bu.
ÜLKÜCÜLÜK RIZET DEĞİLDİR
Ülkücülük, gerektiğinde çıkarılıp takılan bir rozet değildir.
Makam kapısını açan bir anahtar hiç değildir.
Hele siyasi kariyerin basamağı hiç değildir.
Ülkücülük; bedel, sadakat ve sorumluluk ister.
Davanın zor gününde yanında olmayanın, kolay gününde en önde yürümesinin de bir anlamı yoktur.
Çünkü dava insan kaybetmez; insan davayı kaybeder.
LİDERİN GÖRDÜĞÜNÜ HERKES GÖRÜYOR MU?
Devlet Bahçeli‘nin ülkenin bekası konusunda ortaya koyduğu hassasiyet ortada.
Fakat liderin sözünü anlamak başka, o sözün gereğini teşkilatın her kademesinde taşıyabilmek başka.
Bazen söylenen sözden çok beden dili konuşur.
Bazen suskunluk da mesajdır.
Bazen bir bakış, uzun bir konuşmadan daha fazla şey anlatır.
O halde sormak gerekir:
Liderin gördüğü tehlikeyi teşkilatın tamamı görüyor mu?
Partinin kuruluş çizgisi, günlük siyasi hesaplara kurban ediliyor mu?
Bu soruların cevabı ertelenmemeli.
MHP KİMSENİN SİYASİ BASAMAĞI DEĞİLDİR
Kimse kusura bakmasın.
MHP, kişisel kariyer planı değildir.
Şehitlerin emaneti, birkaç kişinin makam hesabına teslim edilemez.
“Ben ülkücüyüm” demek kolaydır.
Zor olan, ülkücü gibi yaşamaktır.
İşte gerçek ölçü budur.
BOŞ SİLAH DEĞİL, BOŞ ZİHİN TEHLİKELİDİR
Eskilerin çok çarpıcı bir sözü vardır:
“Boş silahtan korkmayın, boş adamdan korkun. Şeytan boş silahı doldurmaz ama boş kafayı çabuk doldurur.”
Bu söz bugün siyaset için de önemli bir uyarıdır.
Çünkü mesele yalnızca bir koltuğa kimin oturduğu değildir.
Asıl mesele, o koltuğa oturan kişinin hangi fikirle, hangi niyetle ve hangi sadakatle hareket ettiğidir.
Dolu insanın ölçüsü bellidir.
Davasını bilir.
Sınırını bilir.
Nerede duracağını bilir.
Boşluk ise başkalarının sözüne, çıkarına, yönlendirmesine açık hale gelir.
İşte siyasi hareketlerin en fazla dikkat etmesi gereken noktalardan biri budur:
Koltukları doldurmak yetmez; o koltukları dava şuuru taşıyan insanlarla doldurmak gerekir.
ŞAİBE VARSA TEMİZLENMELİDİR
Son dönemlerde parti tabanında, MHP’nin kuruluş değerleriyle bağdaşmadığı ileri sürülen bazı kişi ve yapıların parti içerisinde etkili olduğuna yönelik çeşitli iddialar dile getiriliyor.
Bu iddiaları peşinen gerçek kabul etmek doğru değildir.
Fakat hiçbir iddiayı araştırmadan çöpe atmak da doğru değildir.
Varsa iddia, araştırılır.
Varsa şüphe, incelenir.
Varsa yanlış, temizlenir.
Kimsenin dini kisvesi, ülkücü görüntüsü, siyasi etiketi veya makamı onu sorgulanamaz yapmamalıdır.
Ancak aynı şekilde, kanıt ortaya konulmadan hiç kimseye ağır suçlamalar yöneltilmemelidir.
Çünkü hakikat, söylentiden daha değerlidir.
MHP’nin gücü de tam burada ortaya çıkar:
Kendi içindeki sorunları konuşabilmek…
Yanlışı ayıklayabilmek…
Ve gerektiğinde kendi kendisini yenileyebilmek.
GERÇEK ÜLKÜCÜLER NEDEN DIŞARIDA?
İşte bence en can alıcı soru bu.
Yıllarca davanın yükünü taşıyanlar…
Teşkilatın cefasını çekenler…
Bedel ödeyenler…
Bazen neden kenarda kalıyor?
Buna karşılık siyasetin fırsatlarını iyi kollayanlar neden hep öne çıkıyor?
Eğer böyle bir tablo gerçekten varsa, mesele birkaç kişinin meselesi değildir.
Bu, davanın hafızasıyla ilgilidir.
Ve o hafıza kaybolursa, geriye sadece tabela kalır.
TEMİZLİK DAVAYA ZARAR VERMEZ
Tam tersine…
Gerçek bir temizlik, davayı güçlendirir.
Yanlış yapan kimse ortaya çıkarılmalı.
Partinin kuruluş ilkelerinden sapan varsa düzeltilmeli.
Ülkücülüğü kişisel çıkarına basamak yapan varsa, bunun hesabı parti hukuku içerisinde sorulmalı.
Parti içerisinde farklı hesaplarla hareket ettiği ileri sürülen yapılar varsa, bunlar da hukuk ve parti disiplini içerisinde araştırılmalı.
Ve en önemlisi:
Gerçek ülkücünün önü açılmalı.
Çünkü MHP’nin geleceği koltuk sayısıyla değil, dava şuuru taşıyan insanlarla ölçülür.
Bırakın dönsün dönme dolaplar.
Kim kiminle yürümüş…
Kim hangi koltuğa oturmuş…
Kim hangi hesabın peşine düşmüş…
Hepsi geçici.
Beden ölür, çürür.
Makam gider.
Koltuk değişir.
Rüzgar yön değiştirir.
Ama hakikat kalır.
Şehidin duası kalır.
Davanın emaneti kalır.
Milletin vicdanı kalır.
O yüzden herkes kendisine şu soruyu sormalı:
“Ben bu davayı mı taşıyorum, yoksa bu davayı kendimi taşımak için mi kullanıyorum?”
Cevap, herkesin kendi vicdanında.
Ama bir gerçek var:
MHP kimsenin siyasi basamağı değildir.
Bu dualı hareket nice bedeller ödenerek bugünlere geldi.
Onu geleceğe taşıyacak olan; makamların konforu değil, ahde vefası güçlü, davasına sadık, hakikatten yana gerçek ülkücülerdir.
Çünkü sonunda…
Beden ölür, çürür.
Cana bakın siz.
Kim kimle yürür, ona bakın siz.
Bırakın dönsün dönme dolaplar.
Hak’tan, hakikatten yana bakın siz.
Netinternet Haber İnternet Haberciliğinin Doğru Adresi