Aziz Dağtekin ile Pazar Sohbeti
Ağustos başka bir aydır…
Takvim yaprağında yalnızca 31 gün değildir Ağustos. Türk milletinin hafızasında zaferlerin, fedakarlıkların, duaların ve şehadetlerin ayıdır.
Çünkü biz Ağustos’u sadece sıcaklığıyla değil, tarihin içinden yükselen zafer sesleriyle hatırlarız.
Malazgirt’te Anadolu’nun kapıları açılır.
Mohaç’ta Osmanlı’nın kudreti dünyaya gösterilir.
Ve 30 Ağustos’ta, Anadolu’nun bağrında bir millet yeniden ayağa kalkar.
İşte bu yüzden Ağustos, Türk’ün zafer ayıdır.
Bu ayda yalnızca savaşlar kazanılmadı. Bir milletin kaderi yazıldı. Bir milletin “Ben buradayım!” haykırışı tarihin sayfalarına kazındı.
Bugün üzerinde özgürce yürüdüğümüz bu toprakların altında, adlarını belki hiç bilmediğimiz nice kahramanın aziz hatırası yatıyor.
Şimdi biraz geriye gidelim…
Anadolu’ya bakalım.
Alperenlere bakalım.
Atının üzerinde diyar diyar dolaşan, elinde kılıcı kadar gönlünde imanı taşıyan o büyük insanları hatırlayalım.
Onlar bu topraklara yalnızca gelmediler.
Yurt tuttular. Yurt kurdular. Yurt uğruna can verdiler.
Kimi Malazgirt’te, kimi Çanakkale’de, kimi Sakarya’da, kimi Dumlupınar’da toprağa düştü.
Kiminin adı tarihe geçti, kiminin mezar taşında yalnızca bir isim kaldı.
Fakat hepsinin ortak bir ülküsü vardı:
Vatan!
Bu büyük yürüyüşün içinde Osmanlı sultanlarını da unutmamak gerekir.
Osman Gazi’den Fatih Sultan Mehmet’e, Yavuz Sultan Selim’den Kanuni Sultan Süleyman’a kadar devletin ve milletin kaderine yön veren bütün büyüklerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.
Çünkü tarih, sadece geçmişte yaşanmış olayların toplamı değildir.
Tarih, milletlerin hafızasıdır.
Geçmişini unutan milletler, geleceğini başkalarının yazmasına razı olur.
Bizim ise başkasının kalemiyle yazılmış bir geleceğe ihtiyacımız yok.
Bizim Malazgirt’ten İstanbul’un fethine, Çanakkale’den İstiklal Harbi’ne uzanan büyük bir tarihimiz var.
Kendi irademiz…
Kendi medeniyetimiz…
Ve her şeyden önce vatan sevgimiz var.
Ve 30 Ağustos…
Sözün gerçekten bittiği, tarihin konuşmaya başladığı gün.
26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile büyük bir zafere dönüştü.
O gün yalnızca bir ordu kazanmadı.
Bir millet kazandı.
Anadolu’nun Türk yurdu olduğu bir kez daha bütün dünyaya ilan edildi.
30 Ağustos’u yalnızca bir askerî zafer olarak görmek bu büyük günün anlamını eksiltir.
30 Ağustos; “Burası bizim vatanımızdır.” diyebilmenin adıdır.
30 Ağustos; “Bağımsızlığımızdan vazgeçmeyiz.” diyebilmenin adıdır.
30 Ağustos; “Bu millet boyunduruk altına alınamaz.” diyebilmenin adıdır.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun sözüyle: “Türk milleti esareti kabul etmez.”
Bu cümle, Türk milletinin asırlardan süzülüp gelen ruhunun da özüdür.
Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Sakarya’dan Dumlupınar’a uzanan o ruh; vatan söz konusu olduğunda hiçbir bedelden kaçınmamıştır.
Peki bugün bize düşen nedir?
Bayrağı göndere çekmek elbette önemlidir.
İstiklal Marşı’nı okumak elbette önemlidir.
30 Ağustos’u törenlerle kutlamak da önemlidir.
Ama asıl mesele, bu ruhu yaşatmaktır.
Vatanı sadece sözle değil, alın teriyle sevmektir.
Çalışmaktır.
Üretmektir.
Gençlerimize sahip çıkmaktır.
Çocuklarımıza tarihimizi öğretmektir.
Şehitlerimizin emanetine sahip çıkmaktır.
Gazilerimizin elini tutmaktır.
Birbirimize rağmen değil, birbirimizle birlikte Türkiye olmaktır.
Çünkü şehitler bize yalnızca bir toprak parçası bırakmadı.
Bir emanet bıraktılar.
O emanetin adı Türkiye Cumhuriyeti’dir.
Bugün 30 Ağustos…
Gökyüzünde dalgalanan ay yıldızlı bayrağa bakarken, onun gölgesinde yatan şehitlerimizi hatırlayalım.
Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Sakarya’dan Büyük Taarruza kadar bu vatan için can veren bütün şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.
Gazilerimize minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz.
Bu toprakları bize yurt yapan alperenleri…
Devletimizi asırlar boyunca taşıyan Osmanlı sultanlarını…
Millet ve devlet uğruna ömürlerini vakfeden bütün büyüklerimizi rahmet, minnet ve şükranla yad ediyoruz.
Rabbim bütün şehitlerimizin makamlarını âli eylesin.
Gazilerimize sağlık ve huzur versin.
Bu millete bir daha istiklal mücadelesi yaşatmasın.
Ama bize de şunu hiçbir zaman unutturmasın:
Vatan kolay kazanılmadı.
Bu yüzden vatanın kıymeti bilinmelidir.
Bayrağın anlamı bilinmelidir.
İstiklalin bedeli bilinmelidir.
Ağustos’un sıcağında, 30 Ağustos’un gururuyla bir kez daha söyleyelim:
Biz bu topraklarda misafir değiliz.
Biz bu toprağın evladıyız.
Bu bayrak bizim.
Bu vatan bizim.
Bu devlet bizim.
Bu millet bizim.
Ve Türk milleti, tarihinin hiçbir döneminde esareti kendisine kader olarak görmedi.
Görmeyecek.
Çünkü Türk’ün mayasında özgürlük vardır.
Türk’ün hafızasında zafer vardır.
Türk’ün yüreğinde vatan vardır.
Bugün bize düşen ise o büyük emaneti gelecek nesillere daha güçlü, daha müreffeh ve daha kardeş bir Türkiye olarak bırakmaktır.
Ne mutlu bu vatana sahip çıkabilene.
Ne mutlu şehidinin emanetini taşıyabilene.
Ne mutlu tarihini bilen, milletini seven ve istiklalinin kıymetini anlayabilene.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Allah bu millete birlik, dirlik, kardeşlik ve huzur versin.
Ay yıldızlı bayrağımızı sonsuza kadar göklerde dalgalandırsın.
Bütün şehitlerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsun.
Netinternet Haber İnternet Haberciliğinin Doğru Adresi