[rank_math_breadcrumb]

Bahçeli: 15 Temmuz’u sadece darbe olarak görmek büyük yanılgıdır

Grup toplantısında 15 Temmuz hain darbe girişimi hakkında konuşan Devlet Bahçeli, “15 Temmuz işgal teşebbüsüdür. 15 Temmuz geleceği korumak adına milli mecburiyettir” dedi.

Ankara’da NATO Zirvesi sona erdi, Meclis çalışmalarına başladı. Bugün ise MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu. Mesaisine Ankara’da devam eden ve kürsüden önemli mesajlar veren Bahçeli, NATO Zirvesi’ni de değerlendirdi.

“Ankara küresel siyasetin rotasını çizdi” diyen Bahçeli, Türkiye’nin yeni dönemin stratejik tartışmalarının merkezi olduğunu da söyledi.

Akabinde sözü 15 Temmuz hain darbe girişimine getiren Bahçeli, “15 Temmuz yalnızca tankların sokağa çıktığı, savaş uçaklarının alçak uçuş yaptığı, silahların milletimize çevrildiği bir ihanet gecesi de değildir.” dedi.

Bahçeli, devam eden açıklamalarında şöyle dedi:

15 TEMMUZ’UN 10. YILI
“Değerli dava arkadaşlarım, yarın Türk milletinin istiklal ve istikbal iradesine yöneltilen en vahim saldırılardan birinin bertaraf edilişinin 10. yıl dönümünü idrak edeceğiz. Yarın, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nün onuncu seneidevriyesidir.

Aradan geçen 10 yılın ardından görüyoruz ki 15 Temmuz yalnızca bir gecenin, yalnızca bir kalkışmanın, yalnızca bir darbe teşebbüsünün adı değildir. 15 Temmuz, Türk milletinin tarih boyunca verdiği bağımsızlık mücadelesinin son halkalarından biridir.

15 Temmuz yalnızca tankların sokağa çıktığı, savaş uçaklarının alçak uçuş yaptığı, silahların milletimize çevrildiği bir ihanet gecesi de değildir.

“ÇOK KATMANLI BİR İŞGAL TEŞEBBÜSÜDÜR”
15 Temmuz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin içeriden çökertilmek, millî egemenliğinin gasp edilmek ve Türk milletinin iradesinin zincire vurulmak istendiği çok katmanlı bir işgal teşebbüsüdür.

Bu nedenle 15 Temmuz’u doğru okumak, yalnızca geçmişi anlamak bakımından değil, geleceği korumak bakımından da millî bir mecburiyettir. Çünkü 15 Temmuz’u sadece bir darbe olarak tarif edemeyiz. 15 Temmuz’u yalnızca FETÖ’nün kalkışması olarak değerlendirmek yetersizdir.

15 Temmuz, Çanakkale’yi geçemeyenlerin başka yollar aramasıdır. 15 Temmuz, Millî Mücadele’de hedeflerine ulaşamayanların içeriden çözme teşebbüsüdür.

15 Temmuz, Sevr’i kabul ettiremeyenlerin farklı yöntemlerle aynı hedefe ulaşma arayışıdır. 15 Temmuz, Türk milletinin bağımsız yaşama iradesine karşı yürütülen uzun ve karanlık mücadelenin yeni bir cephesidir.

“BU İHANET YAPISI MİLLETİMİZİN DUYGULARINI SÖMÜRDÜ”
FETÖ denilen ihanet yapısı ise bu karanlık hesabın yalnızca taşeronu ve sahaya sürülmüş kirli bir maşasıdır.

Bu habis örgüt, yıllarca eğitim kisvesi altında büyümüştür. Hizmet söylemi altında kadrolaşmıştır. İnanç istismarıyla taraftar devşirmiştir. Hayır görüntüsü altında ihanet biriktirmiştir.

Milletimizin temiz duygularını sömürmüş, devletimizin imkânlarını kullanmış, kurumlarımızın içine sızmış ve nihayet fırsatını bulduğunu düşündüğü anda Türk devletine silah doğrultmuştur. Ne acıdır ki Türk askerinin şerefli üniformasını gasbetmişlerdir. Türk polisinin makamını istismar etmişlerdir.

Türk yargısının kürsülerini kirletmişlerdir. Türk bürokrasisinin emanetini kötüye kullanmışlardır. Fakat hesap edemedikleri bir şey vardı. O da Türk milletinin karakteriydi. Türk milletinin bağımsızlık aşkıydı. Türk milletinin devletine olan sadakatiydi. 15 Temmuz gecesi milletimiz yalnızca bir darbeyi durdurmamıştır.

“FETÖ TEHDİDİNİN TAMAMEN ORTADAN KALKTIĞINI DÜŞÜNMEK YANILGIDIR”
Her biri vicdanının sesini dinlemiştir. Her biri millet olmanın şuuruyla davranmıştır. Her biri vatan söz konusu olduğunda gerisinin teferruat olduğunu göstermiştir. Tankın karşısına çıkan bu şuurdur. Kurşunların üzerine yürüyen bu şuurdur. Bombalanan Gazi Meclis’i terk etmeyen bu şuurdur.

Meydanları dolduran bu şuurdur. Şehadeti göze alan bu şuurdur. Türk milleti o gece bir kez daha tarih yazmıştır. Ve tarihe şu notu düşmüştür. Bu millet esir yaşamaz. Bu millet teslim olmaz. Bu millet iradesini vesayet odaklarına bırakmaz. Bu millet, devletini terör örgütlerine teslim etmez. Muhterem dava arkadaşlarım; 10. yıl dönümünde üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir diğer husus daha vardır.

FETÖ ile mücadele geçmişte kalmış bir mesele değildir. FETÖ tehdidinin tamamen ortadan kalktığını düşünmek ciddi bir yanılgıdır. İhanetin yöntem değiştirmesi, ihanetin sona erdiği anlamına gelmez.

Tehdidin görünmez hâle gelmesi, tehdidin yok olduğu anlamına gelmez. Dün himmet adı altında örgütlenenler vardı. Bugün başka maskelerle ortaya çıkmak isteyenler olabilir.

Dün eğitim kisvesini kullananlar vardı. Bugün farklı alanlarda benzer yöntemlere başvuranlar olabilir. Dün devletin mahrem yapılarına sızmaya çalışanlar vardı. Yarın başka yollar deneyenler olabilir. Bu sebeple devlet hafızasının diri tutulması, tedbirlerin tavizsiz sürdürülmesi ve millî şuurun canlı tutulması hayati önemdedir.

“BAŞKA TÜRKİYE YOK”
Unutulmamalıdır ki millet hafızasını kaybettiği gün tehditler yeniden güç kazanır. Tarih şuuru zayıfladığı gün fitne odakları yeniden cesaret bulur. Millî birlik duygusu aşındığı gün Türkiye’nin karşısındaki hesaplar yeniden hareketlenir. Bu sebeple 15 Temmuz’un hatırasını yaşatmak yalnızca geçmişe saygı değildir.

Aynı zamanda geleceğe karşı sorumluluktur. Aynı zamanda devletimize karşı görevdir. Aynı zamanda milletimize karşı vefadır. Değerli milletvekili arkadaşlarım. 15 Temmuz’un bize verdiği derslerden biri de şudur. Türkiye’nin bekası günlük siyasi hesapların üzerindedir. Devletin varlığı geçici tartışmaların üzerindedir.

Millî güvenlik partiler üstü bir konudur. Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı her türlü görüş ayrılığının üzerindedir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin yarım asrı aşan siyasi mücadelesi de işte bu anlayış üzerine kurulmuştur. Bizim için devlet ebet müddet ülküsü bir slogan değildir. Bizim için millî birlik ve kardeşlik yalnızca siyasi bir söylem değildir. Bizim için Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası günlük hesaplara kurban edilemeyecek büyük bir emanettir. Dün olduğu gibi bugün de aynı yerdeyiz. Vatanımız için buradayız. Milletimizin yanındayız. Cumhuriyetimizin zırhıyız.

Demokrasimizin kalkanıyız. Türk bayrağının sancaktarlarıyız. Ve Allah’ın izniyle yarın da aynı yerde olmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle 15 Temmuz gecesi şehadet mertebesine ulaşan bütün kahramanlarımızı rahmetle, minnetle ve hürmetle anıyorum. Terörle mücadelede canlarını feda eden bütün şehitlerimize Cenabıallah’tan rahmet diliyorum. Gazilerimize sağlık, afiyet ve uzun ömürler niyaz ediyorum. Rabbim milletimizi her türlü fitneden, devletimizi her türlü ihanetten, vatanımızı her türlü saldırıdan muhafaza buyursun.

Türk milleti bir oldukça, Türk devleti güçlü oldukça, millî birlik ve kardeşlik ruhu yaşadıkça hiçbir karanlık odağın, hiçbir ihanet şebekesinin, hiçbir emperyal projenin Türkiye üzerinde başarı şansı olmayacaktır. Çünkü başka Türkiye yoktur.

“TÜRKİYE, AVRUPA İÇİN GÖZDEN GELİNEMEZ BİR HAKİKAT”
Türkiye, Avrupa için gözden gelinemez bir hakikat. Açılması gereken fasıllar bloke edilmiş, verilen sözler tutulmamıştır. Avrupa Birliği, Türkiye’yi bekleme odalarında tutarken kendi stratejik ufkunu daraltmıştır. Türkiye’nin olmadığı denklem başarılı olamaz.

“TÜRKİYE’NİN DIŞARIDA KALDIĞI HİÇBİR PROJE BAŞARILI OLAMAZ”
Ukrayna sahasından Karadeniz’e, Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Doğu Akdeniz’den Orta Doğu’ya kadar uzanan geniş jeopolitik kuşakta Türkiye’nin bulunmadığı hiçbir güvenlik denklemi, kalıcı olamayacaktır. Türkiye’nin hesaba katılmadığı hiçbir enerji koridoru, sürdürülebilir olamayacaktır.

Türkiye’nin dışarıda bırakıldığı hiçbir bölgesel istikrar projesi, başarıya ulaşamayacaktır. Bu durum bir temenni değil. Değişen dünyanın ortaya çıkardığı stratejik bir gerçektir.

Ne var ki Avrupa Birliği uzun yıllardır bu gerçeği görmek yerine günü kurtaran siyasi reflekslerle hareket etmeyi tercih etmiştir. Türkiye’nin üyelik süreci, teknik kriterlerden çok siyasi önyargılarla değerlendirilmiştir.

Açılması gereken fasıllar bloke edilmiş, yerine getirilmesi gereken yükümlülükler ertelenmiş, verilen sözler tutulmamış, Türkiye’nin haklı beklentileri sürekli başka gündemlerin gölgesinde bırakılmıştır. Bu yaklaşım yalnızca Türkiye’ye değil, Avrupa’ya da zarar vermiştir”.

“TÜRKİYE’NİN YERİ AVRUPA’NIN BEKLEME SALONU DEĞİLDİR”
“Türkiye ne bir yükümlülükten kaçmaktadır ne de bir ayrıcalık talep etmektedir.” diyen Bahçeli, Türkiye’nin yalnızca çifte standartların son bulmasını istediğini vurguladı.

MHP Lideri Bahçeli, “Türkiye’nin yeri Avrupa’nın bekleme salonu değildir. Türkiye, Avrupa için bir seçenek değil içine düştüğü kuyuya uzanan güvenli bir halattır. Türkiye gerçeğini kabul edenler kazanacaktır.” ifadesini kullandı.

“TARİHİN BAZI PERDELERİ VARDIR”
“Grup toplantımızı yurt dışında televizyon ekranları, radyo kanalları ve sosyal medya platformları vasıtasıyla bizleri takip eden aziz vatandaşlarımıza şükranlarımı iletiyorum.

Gönül ve kültür coğrafyalarımızda nice müşkülata rağmen şahsiyetini muhafaza ederek haysiyetli bir hayat mücadelesi veren tüm kardeşlerimize selamlarımı gönderiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu mümtaz çatısı altında sizlerle bir kez daha bir araya gelmekten bahtiyarlık duyuyor, her birinizi en derin kardeşlik duygularımla ve muhabbetle kucaklıyorum.

Tarihin bazı perdeleri vardır. Sadece geçmişte olup biteni göstermekle kalmaz. İçinde yaşadığımız zamana da çarpıcı bir şekilde ayna olur. Henüz görünmeyenin işaretlerini, bilinmeyenlerin haberini ve geleceğin muhtemel istikametlerini de aynı anda sezdirir.

Bazı meclisler vardır ki yüzeyde yalnızca devlet başkanlarının teşekküllerinden ibaret görünse de derinlerdeki niyetleri, milletlerin karakterlerini, saklı kalmış güç merkezlerini ve zamanın henüz duyulmayan ayak seslerini tek bir mekânda düğümler.”

“ANKARA KÜRESEL SİYASETİN ROTASINI ÇİZİYOR”
“Bazı şehirler vardır ki, el sahibi yaptıkları hadiseyle değil, hadisenin ruhuna kazandırdıkları mana ve tarihin akışına attıkları imzayla hüviyetlerini tasdik eder. İşte Ankara böyledir.

Polatlı bozkırlarından yankılanan top seslerine rağmen adımlarını geriye kaçırmayan, Sakarya’nın kanla yoğrulmuş siperlerinde milletimizi varlık-yokluk imtihanına şahitlik eden, Ulus’ta duaların tekbirleri ve istiklal yeminlerinin birbirine karıştığı, büyük direniş iradesinin ilk Meclis’in duvarlarına sindiği Ankara, dün esarete geçit vermeyen Millî Mücadele’nin karargâhı bugün ise dünya liderlerini ağırlayarak küresel siyasetin rotasını çizen bir pusuladır.

Ankara, işgal kapıya dayandığında geri çekilmeyen iradenin, yokluk içinde devletimizi küllerinden yeniden doğuran, ateşten gömlek giyip milletine istiklal biçen ferasetin adıdır.

Bir zamanlar direnişin karargâhı olan bu aziz şehir bugün küresel güvenlik mimarisinin tartışıldığı uluslararası platformlara ev sahipliği yaparken, yeni dönemin stratejik tartışmalarına istikamet kazandıran bir merkez olduğunu göstermiştir.”

“NATO ZİRVESİ ALELADE BİR DİPLOMASİ FAALİYETİ DEĞİLDİR”
“Bu sebeple Ankara’da toplanan NATO Zirvesi’ni alelade bir diplomasi faaliyeti gibi okumak; eksik, sığ ve sakat bir değerlendirme olacaktır. Ankara’da 70 yılı aşan ittifak hukukunun muhasebesi yapılmış soğuk savaş yıllarının hayalet cephe hatlarından bugünün çok katmanlı güvenlik bunalımlarına uzanan uzun yolun hesabı görülmüştür.

Ankara’dan, 5. maddenin müşterek savunma ruhundan Ukrayna’ya verilen askeri desteğin geleceğine, 50 milyar doları aşan yeni tedarik hamlelerinden savunma sanayiinde ortak üretim arayışlarına, Avrupa’nın yıllarca ertelediği caydırıcılık açıklarından müttefikler arasındaki ambargo ve kısıtlama çelişkilerine, İran’ın nükleer programından Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer emniyetine, Suriye’de açılmak istenen yeni sayfadan Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan hassasiyetlerine kadar geniş bir güvenlik kuşağının bütün açmazları aynı anda ele alınmıştır.

Ankara’da müttefikliğin yalnızca kameraların parlak ışıkları altında verilen pozlardan, kriz günlerinde yayımlanan yalın kınama mesajlarından, kürsülerde cilalanmış cümleleri birbiri ardına sıralamaktan ibaret olmadığı, hakiki müttefikliğin hakkaniyet, samimiyet, üretim, paylaşım ve dayanışma üzerine bina edileceği açıkça anlaşılmıştır.

Zira devletler de ittifaklar da kürsülerden haykırılan süslü beyanların geçici cazibesiyle değil, badire anlarında sınanan sadakatlerle, yük omuzlara çöktüğünde gözlerin çevrildiği adaletle, gecesini gündüzüne katarak çalışan iradenin gösterdiği sebatla ayakta durur.”

“MİLLETİ FELAKETTEN SAKINMANIN BEDELİ AĞIRDIR”
“Kadim Türk devlet mirası bu hakikati, zamanın aşındıramadığı mutlak bir esas olarak akıllarımıza nakşetmiştir.

Bilge Tonyukuk’un bin yılı aşkın zaman önce, “Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım.” derken anlattığı şey ne kadar yorulduğu değil, devleti kurmanın, devleti yaşatmanın ve milleti felaketten sakınmanın bedelinin ne denli ağır olduğudur.

Bugün de karşımızdaki resim aynı duruma işaret etmektedir. Şimdi size soruyorum. Zamanın akışını kim okuyacaktır? Görünürdeki sükûnetin altında kaynayan kazanların ateşini kim teşhis edecektir? Müttefiklik sözlerinin arkasındaki samimiyet derecesini kim ölçecektir? Dostluk beyanlarının satır aralarında saklanan menfaat hesaplarını kim fark edecektir?

Krizlerin gölgesinde kurulan yeni denklemleri, diplomatik tebessümlerin gerisindeki soğuk hesapları kim görecektir? Kim sabretmeyi bildiği kadar sert çekmeyi, müzakere etmeyi bildiği kadar hakkını müdafaa etmeyi gösterecektir? Cevap bellidir. O da Türkiye’dir.”

“NATO YENİ BİR DEVRİN ŞAFAĞINDADIR”
“Türkiye, makroda yalnızca stratejik konumuyla değil, tarihî birikimi, devlet tecrübesi, siyasi iradesi ve millî kudretiyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri hâline gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin eriştiği siyasi ve stratejik seviye, Ankara Zirvesi’nde bir kez daha tebarüz etmiştir. Bugün NATO yeni bir devrin şafağındadır.

Bu devir yalnızca savunma bütçelerinin sağına sıfırların eklenip rakamların büyütüldüğü bir devir değildir. Bu devir, kâğıttaki taahhüdün fabrikada üretime, üretimin sahada kabiliyete, kabiliyetin caydırıcılığa, caydırıcılığın da barışın teminatına dönüşeceği yeni bir merhaledir.

Böylesi bir çağda güvenlik yalnızca bütçenin büyüklüğüyle değil, o bütçeyi kabiliyete çevirecek üretim sürekliliğiyle ölçülecektir. Bugün NATO’nun önündeki mevzu aslında budur. İttifak bu yeni güvenlik çağının idrakine varmış mıdır?

Külfet ve yük paylaşımını gerçek bir adalet zeminine oturtacak mıdır? Savunma sanayiini birkaç ülkenin imtiyazlı alanı gibi görmekten vazgeçecek midir?

Müttefikler arasında örtülü ambargo, lisans kısıtlaması, siyasi blokaj ve tedarik engeli gibi ittifak hukukunu yaralayan çelişkileri ortadan kaldırabilecek midir? Ankara Zirvesi işte bu soruları NATO’nun önüne koymuştur.”

Hakkında Editör

Taraf olmayan, habercilik yapan Net İnternet Haber, bağımsız özgür, tarafsız habercilik ilkesini benimsemiş olup, hakkın ve haklının yanında yer almayı ilke edinmiştir.

Göz Atmak İster misiniz?

KAAN Projesinde Yeni Dönem: F110 Motorlarının Türkiye’ye Satışında Kritik Eşik Geçildi

ABD Kongresi, KAAN savaş uçağında kullanılacak F110-GE-129 motorlarının satışına ilişkin 15 günlük inceleme sürecinde engelleme …

Bir yanıt yazın