Türkiye Jeopolitik Depreme Hazır mı?

Aziz Dağtekin ile Pazar Sohbeti

Ortadoğu’nun haritası yeniden çizilmiyor; aslında harita hiç sabit olmadı. Sadece bazen çizgiler cetvelle, bazen de ateşle belirleniyor. Bugün içinde bulunduğumuz dönem, cetvelin yerini ateşin aldığı dönemlerden biridir.

Gazze’de başlayan yangının Lübnan’a sıçraması, Suriye ve Irak’ta gölge savaşlarının derinleşmesi ve nihayet İran’ın doğrudan denklemin merkezine yerleşmesi, artık vekâlet savaşlarının sınırını aşan yeni bir evreye girildiğini gösteriyor. Bu evreyi doğru okumayan devletler, gelişmeleri yönetemez; yalnızca gelişmelerin yön verdiği ülkeler hâline gelirler.

Türkiye için mesele, İran ile ABD ya da İsrail arasındaki olası bir savaşın “tarafı olmak” meselesi değildir. Türkiye için mesele, böyle bir savaşın kaçınılmaz olarak doğuracağı jeopolitik depremin merkezinde nasıl ayakta kalacağıdır.

Çünkü İran sıradan bir devlet değildir. 90 milyona yaklaşan nüfusu, çok katmanlı etnik yapısı, güçlü devlet refleksi ve derin bölgesel ağlarıyla İran’da yaşanabilecek kontrolsüz bir kırılma, yalnız bir rejim meselesi üretmez. O kırılma aynı anda üç ayrı tsunami üretir: güvenlik, göç ve ekonomi.

Türkiye’nin ilk hazırlığı işte bu üç dalgaya karşı olmalıdır.

Birinci ve en acil başlık sınır güvenliğidir.

Türkiye-İran sınırı yaklaşık 560 kilometredir ve bu hat yalnızca iki devlet arasındaki sınır değildir. Aynı zamanda Orta Asya’dan Ortadoğu’ya uzanan kaçakçılık ağlarının, düzensiz göç rotalarının ve istihbarat faaliyetlerinin de geçiş koridorudur. İran’da yaşanabilecek bir zayıflama, Afganistan’dan Pakistan’a kadar uzanan göç hattını doğrudan Türkiye’ye yönlendirebilir.

Türkiye’nin burada yapması gereken yalnızca fiziki sınır güvenliği değildir. Asıl yapılması gereken, çok katmanlı bir sınır mimarisi kurmaktır. Uydu gözetleme, insansız hava araçları, elektronik istihbarat ve sınır ötesi erken uyarı hatlarının birleştiği bir güvenlik kuşağı oluşturulmalıdır. Türkiye sınırı korumakla yetinmemeli, sınırın ötesindeki gelişmeleri de anlık okuyabilecek bir istihbarat ağı kurmalıdır.

İkinci başlık vekâlet savaşlarının Türkiye’ye taşınmasını engellemektir.

Ortadoğu’daki savaşların en karakteristik özelliği, savaşın cephede değil, ülkelerin içinde verilmesidir. Milis gruplar, paramiliter yapılar ve ideolojik ağlar üzerinden yürüyen mücadeleler, doğrudan devletleri hedef alır.

İran’ın zayıflaması durumunda bölgede onlarca yeni silahlı aktör doğacaktır. Bu grupların bir kısmı mezhep temelli, bir kısmı etnik temelli, bir kısmı da dış istihbaratların kontrolünde olacaktır. Türkiye bu ihtimali yalnız askeri açıdan değil, istihbarat ve iç güvenlik açısından da ciddiyetle ele almak zorundadır.

Üçüncü başlık ise çoğu zaman ihmal edilen ama savaşların kaderini belirleyen alandır: lojistik ve ticaret koridorları.

Bugünün dünyasında savaşlar yalnızca tanklarla değil, ticaret yollarıyla kazanılır. Enerji hatları, demiryolları, limanlar ve veri akışları artık jeopolitiğin yeni damarlarıdır.

İran merkezli bir kriz, Hazar’dan Basra Körfezi’ne uzanan ticaret hatlarını kırabilir. Bu durumda Türkiye’nin önüne iki seçenek çıkar: Ya krizden zarar gören bir sınır ülkesi olur ya da yeni koridorların merkezi hâline gelir.

Türkiye ikinci yolu seçmek zorundadır.

Orta Koridor’un güçlendirilmesi, Kafkasya bağlantılarının derinleştirilmesi, Irak ve Körfez ile yeni lojistik ağların kurulması Türkiye’yi yalnız bir bölge ülkesi olmaktan çıkarıp küresel ticaretin düğüm noktası hâline getirebilir.

Dördüncü ve en kritik başlık ise diplomasidir.

Türkiye’nin en büyük hatası, Ortadoğu krizlerinde çoğu zaman taraf olarak görülmesidir. Oysa Türkiye’nin gerçek gücü, taraf olmakta değil, denge kurabilme kabiliyetinde yatmaktadır.

Türkiye aynı anda Washington ile konuşabilen, Tahran ile temas kurabilen, Moskova ile pazarlık yapabilen ve Avrupa ile müzakere yürütebilen nadir ülkelerden biridir. Bu özellik doğru kullanıldığında Türkiye yalnız bir bölge ülkesi değil, krizlerin arabulucusu hâline gelebilir.

Bu rol askeri güçten daha değerlidir.

Çünkü savaşlar sonunda haritaları kazananlar değil, masayı kuranlar belirler. Son olarak belki de en önemli gerçeği hatırlamak gerekir.

Ortadoğu’da hiçbir kriz kısa sürmez. Bir savaş başladığında onun etkisi on yıllar boyunca devam eder. Irak savaşının, Suriye iç savaşının ve Afganistan krizinin sonuçları hâlâ bitmiş değildir.

Dolayısıyla Türkiye’nin İran merkezli bir kriz için hazırlığı günü kurtaran politikalarla değil, 20 yıllık stratejik perspektifle yapılmalıdır.

Türkiye’nin kaderi, krizlerin ortasında savrulan bir ülke olmak değildir. Bu coğrafyada asıl rol, fırtınayı izleyen değil, fırtınanın yönünü okuyabilen devlete aittir.

Tarih bize şunu öğretir: Jeopolitiğin sert coğrafyasında ayakta kalanlar güçlü olanlar değil, öngörüsü derin olanlardır.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey tam olarak budur.

Derinlik.

Akıl.

Ve zamanın ruhunu okuyabilen bir devlet refleksi.

Hakkında Aziz Dağtekin

1960 yılında Elazığ'da doğdu. Öğrenimini İstanbulda tamamlayarak gazetecilik mesleğine 1983 yılında başladı. sırasıyla Hergün, Bulvar, Hürriyet ve Türkiye Gazetelerinde muhabirlik ve yazı işleri kadrolarında görev aldı. Basın sektöründen 2006 yılında emekli oldu. Halen idare yeri Adana olan ve Ulusal yayın yapan Netinternet, Ekonet Haber, Eko İntenet Haber sitelerinde Genel Yayın Yönetmenliği ve ekonomi ile alakalı yazı ve yorumlar yazmaktadır. Gazetecilik mesleği yanısara sigortacılık, pazarlama ve finans sektöründe üst düzey yöneticiliklerde bulundu. Sırasıyla İhlas Barter ve Turk Barter'da franchise ve bölge müdürlüğü görevlerinde yer aldı. 2005 yılında Turk Barter'dan ayrılarak Anadolu Barter'ı kurdu. Halen 13'e yakın şubesiyle faaliyet gösteren Anadolu Barter'ın Yönetim Kurulu Başkalığını yürütmektedir. Evli ve 2 çocuk babası olan Gazeteci-Yazar Aziz Dağtekin halen Basın Konseyi üyesi ve Adana'da Kurulu bulunan Çukurova Güreş Vakfı ile Elazığlılar Kültür ve Dayanışma Derneğinin de kurucu üyesidir.

Göz Atmak İster misiniz?

İlber Ortaylı Kimdir? İlber Ortaylı Neden Öldü?

İlber Ortaylı’dan üzücü haber geldi. Bir süredir sağlık sorunları nedeniyle tedavi gören ünlü tarihçi, İstanbul’da …

Bir yanıt yazın