Aziz Dağtekin Yazdı
Son günlerde yüreklerimizi dağlayan, vicdanlarımızı kanatan olaylar yaşadık. Öğretmenlerimiz, geleceğimizin mimarları; öğrencilerimiz, umudumuzun filizleri, alçakça saldırıların hedefi oldu. Canlarımız toprağa düştü, fidanlarımız soldu. Bu nasıl bir aymazlık, bu nasıl bir vurdumduymazlıktır ki, en kutsal değerlerimiz ayaklar altına alınıyor, en masum canlarımız hiçe sayılıyor?
Yeter Artık!
Bu acılar sıradanlaşmaya başladıysa, bu ölümler kanıksanır hale geldiyse, dönüp kendimize bakma vaktimiz gelmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in buyurduğu gibi, ‘Müminin mümine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.’ Peki biz ne kadar kenetlenebildik? Acılarımız ortakken, neden tepkilerimiz bu kadar cılız, sesimiz bu kadar kısık?
Acımız büyük, evet. Ama bu acı bizi felç etmemeli, aksine bir uyanışa, bir silkinişe vesile olmalı. Kötülüğün içimizi karartmasına, birbirimize olan güvenimizi sarsmasına asla izin vermemeliyiz. El ele, gönül gönüle verip bu karanlık günleri aydınlığa çevirmek zorundayız. Çünkü bu vatan bizim, bu çocuklar bizim, bu gelecek bizim!
Bugün çocuklarımız, görünmez düşmanların kuşatması altında. Dijital bağımlılıklar, zararlı alışkanlıklar, bilinçsiz tüketim çılgınlığı, zehirli iletişim dili… Hepsi birer virüs gibi yavrularımızın ruh ve gönül dünyalarını kemiriyor. Onları değerlerimizden uzaklaştırıyor, tertemiz zihinlerini bulandırıyor, kalplerini karartıyor. Peki biz ne yapıyoruz? Sadece izliyor muyuz?
Anne babalar! Gözünüzü açın! Çocuklarınız kimlerle arkadaşlık ediyor, dijital dünyada kimlerin peşinden gidiyor, ne tür içeriklere maruz kalıyor? Onların ilk limanı sizsiniz. Onlara sahip çıkın, onlara rehberlik edin. Batıl akımların, şiddet içerikli oyunların, ahlaksız yayınların insafına bırakmayın yavrularınızı!
Kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, hukukçular, medya mensupları, sanatçılar, akademisyenler, hocalar, öğretmenler…
Ey millet!
Hepimiz! Her zamankinden daha fazla sorumluluklarımızın idrakinde olmalıyız. Bu sadece bir köşe yazısı değil, bir çığlıktır! Bir vicdan muhasebesidir! Çocuklarımızı korumak, geleceğimizi kurtarmak demektir.
Unutmayın!
Yüce Rabbimiz, ‘Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun’ diye buyuruyor. Bu bir uyarı değil, bir emirdir! Bu emre kulak verelim, kendimizi ve ailemizi bu ateşten koruyalım. Aksi takdirde, bu sessizliğin ve vurdumduymazlığın bedelini çok ağır öderiz. Uyanın Artık! Bu Sessizlik Nereye Kadar?