Bugun...
Dolar: 3.6721
Euro : 4.3401

Konuk Yazar


Arş. Gör. Mehmet Ali Ateş


Facebookta Paylaş









Çocuk hakları ve ihlali
Tarih: 22-02-2016 15:46:00 Güncelleme: 22-02-2016 16:05:00


Çocuk hakları alanında ilk toplumsal politika belgesinin 1779 yılında İsviçre'nin Zürih Kantonu'nda yayınlanan bir emirname olduğu kabul edilir. (Tıraşçı ve Gönen).

Çocuk hakları, kanunen veya ahlaki olarak dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu, eğitim, sağlık, barınma; fiziksel, psikolojik veya cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının hepsini birden tanımlamakta kullanılan evrensel kavramdır. Çocukların yetişkinlerden farklı fiziksel, fizyolojik, davranış ve psikolojik özellikleri olduğu, sürekli büyüme ve gelişme gösterdiği bilincinin yerleşmesi, çocukların bakımının bir toplum sorunu olduğu ve bilimsel yaklaşımlarla herkesin bu sorumluluğu yüklenmesi gerektiği düşüncesi, Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi ile şekillenmiştir. Günümüzde çocuk hakları ile ilgili olan uluslararası belge 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen ve 193 ülke tarafından onaylanmış olan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmedir. Çocuk Hakları Sözleşmesi 54 maddeden oluşmaktadır. Türkiye, çocukların yaşama, gelişme, katılım ve korunma haklarını en kapsamlı olarak tanımlayan uluslararası sözleşme olan Çocuk Hakları Sözleşmesini 1990 yılında imzalamış, 1994 yılında TBMM‟de onaylanmış ve 27 Ocak 1995 yılında yasalaştırılarak yürürlüğe sokmuştur. Türkiye bu yasa ile çocukların sosyal, ekonomik, kültürel, medeni ve siyasal tüm haklarına ilişkin olarak sorumluluk almayı ve gerekli uygulamaların yapılmasını taahhüt etmiştir. Bu sözleşmeyi kabul etmeyen iki ülke var biri ABD öteki Somali’dir. 
Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 19, 34 ve 39’uncu maddeleri çocuk istismarı, ihmali ve önlenmesiyle ilgilidir. Sözleşmenin 19’uncu maddesine göre çocuğun yetiştirilmesinden sorumlu olanlar, bu haklarını çocuklara zarar verecek şekilde kullanamazlar. Devlet çocuğu anne-babanın ya da çocuğun bakımından sorumlu başka kişilerin her türlü kötü muamelesinden korumak, çocuğun istismarını önlemek ve bu tür davranışlara maruz kalan çocukların tedavisini amaçlayan sosyal programlar hazırlamakla yükümlüdür. Sözleşmenin 39’uncu maddesi, silahlı çatışma mağduru olan çocukların bedensel ve ruhsal sağlığının korunmaları veya buna yeniden kavuşmaları ve toplumla bütünleşebilmelerini sağlamaları için taraf devletlerin uygun önlemler almaları gerektiğini vurgulamaktadır. Taraf devletlerin silahlı çatışma, işkence, ihmal, kötü muamele ve sömürü mağduru çocukların sağlıklarına kavuşturulmaları ve toplumla bütünleşmelerini sağlamak amacıyla uygun önlemleri almakla yükümlü oldukları belirtilmektedir. Şiddete maruz kalmış çocukların rehabilitasyonunu bu madde irdelemektedir. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 34’üncü maddesi de cinsel istismarla ilgili olup bu maddede fuhuş ve pornografi dahil, çocuğu cinsel istismar ve sömürüden korumak konu edilmektedir. Çocuğun cinsel istismardan da korunması çok önemli bir konudur.
Dünyanın birçok ülkesinde ne yazık ki çocuklar birçok haklarından yoksun kalıyorlar. Özellikle gelişmemiş ülkelerde bu yoksunluk apaçık gözler önünde. Türkiye’nin de bu ülkelerden kalır yanı yok. (Hüriyyet Gazetesi  23.04.2008 Şeker Değil Hakkımızı İstiyoruz), (Cumhuriyet Gazetesi 31.05.2008 Çocuklar Haklarından Habersiz)
 UNICEF’İN 2011 yılında yayınladığı TÜRKİYE’DE ÇOCUKLARIN DURUMU RAPORUNDA şu başlıklardan oluşuyor
•    Çocuk işçiliği
•    Çocuk evlilikler
•    Namus suçları ve zorlanmış intiharlar
•    Cinsel şiddet ve suistimal
•    Kayıp çocuklar
•    Çocuk göçmenler mülteciler ve sığınmacılar
•    Yoksul çocuklar
•    Okul dışında olan çocuklar
•    Engelli çocuklar 
•    Çocuğa yönelik şiddet (UNICEF 2011 Türkiye’de çocukların durumu)
T.C. Anayasası’nda ve diğer mevzuatta çocuklar arasında ayrım gözetmeme ilkesi yer almaktadır. Doğumun birinci ayı içinde yerine getirilmesi gereken bir zorunluluk olan doğum kayıtları, nüfus cüzdanı çıkartılması işlemleriyle birlikte gerçekleşmektedir. Ancak doğumlar gerçekleştiği anda kaydedilmediğinden, sayıları oldukça çok miktarda çocuğun nüfus kayıtlarında yer almadığı görülmektedir. UNICEF tarafından gerçekleştirilen 1995 Çok Göstergeli Küme Araştırması (ÇGKA), 0-4 yaş grubundaki çocukların %26’sının nüfusa kayıt edilmediklerini göstermiştir. Burada bölgeler arasındaki farklılıklar da ayrıca göze çarpmaktadır. (TÜRKİYE GAZETESİ 25.11.1998 ADLARI VAR HAKLARI YOK.)
Ülkemizdeki özürlü çocukların sayısı bilinmemekte, ancak 1.1 ile 3 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Özürlü çocukların şu andaki okullaşma oranları kabaca % 2 olarak tahmin edilmektedir. Son 10 yılda bebek ölüm hızı % 20 oranında azalmış ve 1950’lerde binde 200 iken bugün binde 38’e inmiştir. Ancak bu konuda da bölgeler arasındaki farklılıklar devam etmektedir. 1998 Türkiye Nüfus Sağlığı Araştırması’na göre (TNSA) yeni doğan ölüm hızının erkeklerde daha yüksek olmakla birlikte, yeni doğan döneminden sonra ve çocuk ölüm hızları söz konusu olduğunda bu oranın kız çocukları aleyhine değiştiğini göstermektedir (Türkiye Gazetesi 25.11.1998 Adları Var Hakları Yok).
Bebek Ölüm Hızı, kırsal alanlarda ve okula hiç gitmemiş ya da sadece ilkokula gitmiş annelerin çocukları arasında daha yüksektir (Cumhuriyet Gazetesi 10.07.2003 Yarın Değil Bugün Çocuk).
1994 Çocuk İşgücü Araştırması’nda okulu terk etmiş çocukların kırsal alanlarda % 25’i, kentsel alanlarda ise % 30’u okulun artık ilgilerini çekmediğini söylemişlerdir. Türkiye’de okuma yazma bilmeyenlerin oranı 1990 yılındaki % 19’dan 1998 yılında kabaca % 14’e inmiştir. Burada cinsiyetler arası fark hâlâ yüksektir. Çalışmaya mecbur olan 14-19 yaşındaki çocuklar MEB bağlı yaygın eğitim okullarına devam etmek durumundadırlar. Böylelikle bu çocuklar hem sosyal güvenlik kapsamına alınabilirler, hem de çıraklık sertifikası edinebilirler. Oysa okula devam etmeyen çocuklar bu haklardan yoksundurlar.  Öte yandan ülkemizde özürlü çocukları kabul edebilecek donanıma sahip okulların sayıları da azdır. Özel eğitim dahil, Türkiye’de örgün ilköğretimden yararlanan özürlü çocukların sayıları 27.000’in biraz üzerindedir. Dünya Sağlık Teşkilâtı’nın Türkiye’deki özürlü çocuk sayısına ilişkin tahminlerinden yola çıkılırsa, bu çocukların okullaşma oranının sadece % 2 olduğu ve bunlardan da sadece % 35’inin kız çocukları olduğu sonucuna varılmaktadır (Hüriyyet Gazetesi  16.09.2008 Sokakta Çalışmaya Paydos Eğitim Hayatına Merhaba), (Türkiye Gazetesi 01.09.2008 Hasat Biter Bitmez Ordayız).
1994 Çocuk İşgücü Araştırmasında yer alan 6-14 yaş grubundaki çocuk sayısının 1.07 milyon olarak belirtmiştir. Bu da iş gücü içindeki her 100 kişiden 5’inin 6-14 yaş grubunda olduğunu ortaya koymaktadır. Çocukların iş gücüne katılımı kırsal yörelerde yaklaşık% 15, kentsel yerlerde ise % 4’tür.(Cumhuriyet Gazetesi 12.06.2003 1.2 Milyon Çocuk Zorla Çalıştırılıyor.)

SONUÇ:
1959 Çocuk Hakları Bildirgesi, ‘Bütün Çocuklar Bizimdir’ der. Bu sözcükten anladığımız, gerek dünyanın en ücra köşesinden olsun, gerekse ülkemizde, yanı başımızda, komşumuzda, bir gecekondu sokağında, şehirler arası otogarda, sanayi sitelerinde küçücük bedenler ile kocaman gözleri ve kocaman görevleri ile bize hizmet vermeye çalışan çocuklar; karda, kışta bizler ve çocuklarımız sıcacık yataklarımızda yatarken Bankamatik kulübelerinde altlarında birer karton, üstlerinde hiçbir şey olmadan titremekte olan, ana kucağı yerine köpeklerine ya da kendilerinden bir iki yaş büyük ağabeylerine sarılarak korkularından uzak uyumaya çalışan çocuklarımızın da BİZİM çocuklarımız olduğu, olması gerektiğini anlamak istiyoruz. Gene bundan, küçücük yaşlarında itilmişliklerinin sonucu olarak cezaevleri koğuşlarına düşmüş olan ve aslında eğitilmeleri, topluma kazandırılmaları gerekirken yetişkin suçlularla aynı ortamı paylaşarak ‘suç işleme yöntemleri’ eğitimi alan çocuklarımızı anlıyoruz. Ulusal, uluslar arası, yasalar, sözleşmeler, kararnameler ancak uygulandıklarında bir anlam ifade ederler, tıpkı Çocuk Haklarına dair Sözleşme’de olduğu gibi. Yukarıda söylediklerimi değiştirmek, geleceğin eğitimli, düşünce üreten, kendisi ve ülkesi için alınan kararlara bağımsız olarak katkıda bulunabilecek nitelikte vatandaşlarımızı yetiştirmek istiyorsak, yurdumuzda ve evrende gerçek barışı sağlamak istiyorsak, HER ÇOCUĞU KENDİ ÖZ ÇOCUĞUMUZDAN AYIRDETMEMEMİZ gereğine inanmalıyız. Bunun için mesleğimiz, kimliğimiz ne olursa olsun, çocukların haklarının gözetilmesinde her birimiz birer ÇOCUK HAKLARI SAVUNUCUSU olarak görev almalıyız özellikle biz okul öncesi öğretmenleri olarak. Çocuklarımızın durumunu gösteren göstergelerin değişmesi ülkemizin de aydınlık geleceklere doğru değişmesi anlamına gelecektir. Çocukların haklarının gözetilmesi, her çocuğun doğuştan bir VARLIK olduğunun bilinmesi, doğuştan sahip olduğu potansiyelinin sağlıklı eğitim ile geliştirilmesi, yalnızca o çocuk için değil; sağlıklı, iyi gelişmiş, iyi eğitim almış, kendini ifade edebilen, kendi yaşamı hakkında söz sahibi olan çocuklardan ve gençlerden oluşmuş bir dünya düşünüldüğünde düşlenilen gerçek BARIŞ ORTAMININ sağlanması için de gerçek yapı taşları olacaktır. O hâlde Cumhurbaşkanı’ndan en sade vatandaşa kadar hepimizin belki de ilk ve öncelikli görevi her çocuğu hakları açısından kendi çocuğumuz gibi görmek ve çocukların hakları ile ilgili her girişime “evet” demek olacaktır. Bu görevi yerine getirmekten kaçınacak olanların mevcut olmadığı bir dünyada yaşamak en büyük amacım ve dileğimdir. Ülkemizde çocuk haklarının gelişimini ve Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşme’sini uygulama durumunu izlemek ve strateji geliştirmek için TBMM bünyesinde bir daimi Çocuk Hakları Komisyonu’nun kurulması ve hatta bakanlık bile yapılması veya mevcut bakanlıklardan birinin doğrudan bununla ilgilenmesinin durumu daha iyiye götüreceğine inanıyorum. Nüfusunun yarıya yakını çocuk olan bir ülkede bütün çocukları kapsayan ve her çocuğa ulaşabilen mahalle bazında olmazsa bile il ve ilçe bazında  bir izleme ve değerlendirme mekanizmasının kurulması içinde bir çalışma yapılabilir veya yine mevcut devlet dairelerinin birisinin katı veya odası çocukların gidip sorunlarını doğrudan anlatabilecekleri yerlerin olması da yine onları haklarından haberdar etmiş oluruz. Burada medyaya da çok büyük sorumluluklar düşüyor. İlk başta anne babaya düşen görevler olarak sıralamak istiyorum;
    Çocuklarınıza saygı gösterin
    Çocuklarınızı destekleyin
    Çocuklarınızı dinleyin
    Çocuklarınıza zaman ayırın
    Çocuklarınıza zorluklarla baş etmesini sağlayın
    Çocuğunuzdan mükemmel olmasını beklemeyin ve onu diğer çocuklarla kıyaslamayın
    Çocuğunuza sana güveniyorum mesajını verin
    Eleştirilerinizi çocuğun kişiliğine yönelik değil davranışlarına yönelik kırıcı olmadan yapın
    Hiçbir zaman  onu sevgisizlikle cezalandırmayın
Şu da bir gerçektir ki takdir edilerek ve onaylanarak yetiştirilmiş olan çocuklar sürekli eleştirilen çocuklardan daha mutlu, üretken, yaratıcı, ve topluma yararlı bireyler olurlar. Kendine güvenli, saygılı ve her zaman kendini aşmayı hedeflemiş bireyler yetiştirebilmek için onların haklarına doğdukları andan itibaren saygı gösterilmeli ve bu konuda etkili bir mücadele için güç birliği yapılmalıdır.



Bu yazı 2052 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
810 Okunma
604 Okunma
539 Okunma
400 Okunma
345 Okunma
327 Okunma
324 Okunma
293 Okunma
280 Okunma
272 Okunma
7031 Okunma
4104 Okunma
1078 Okunma
810 Okunma
692 Okunma
677 Okunma
621 Okunma
604 Okunma
571 Okunma
539 Okunma
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Şehit abisi Yarbay'ın terörüe isyanı
    Şehit abisi Yarbay'ın terörüe isyanı
  • Teknoloji harikası binalar
    Teknoloji harikası binalar
  • Paylasmak Güzeldir
    Paylasmak Güzeldir
  • Ana kucağı
    Ana kucağı
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  1. Şehit abisi Yarbay'ın terörüe isyanı
  2. Teknoloji harikası binalar
  3. Paylasmak Güzeldir
  4. Ana kucağı
  5. Bebişler
  6. Yurdum İnsanı
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Cem Adrian'dan Sen Gel Diyorsun "Öf Öf"
    Cem Adrian'dan Sen Gel Diyorsun
  • Aşure günü ve gecesi
    Aşure günü ve gecesi
  • Gıybet küfre en yakın günahlardandır
    Gıybet küfre en yakın günahlardandır
  • İnsana beş duygu sırayla verilir
    İnsana beş duygu sırayla verilir
  • Nefsini seven kibirli olur
    Nefsini seven kibirli olur
  • Peygamberlerin ümmetine olan sevgisi
    Peygamberlerin ümmetine olan sevgisi
  1. Cem Adrian'dan Sen Gel Diyorsun "Öf Öf"
  2. Aşure günü ve gecesi
  3. Gıybet küfre en yakın günahlardandır
  4. İnsana beş duygu sırayla verilir
  5. Nefsini seven kibirli olur
  6. Peygamberlerin ümmetine olan sevgisi
VİDEO GALERİ
YUKARI